Milenyum dönemecinden bu yana patlak veren ekonomik krizler dizisi giderek derinleşip ağırlaşan bir görünüm sergiliyor. 2008 krizi 2001’dekinden çok daha derin, yaygın, küresel ve eşzamanlıydı; 2020 krizi tüm yönleriyle daha şimdiden onu da aşıp geçmiştir. 2008’den bu yana emperyalist metropollerdeki Merkez Bankalarının basıp finans-kapitalin emrine sunduğu on trilyonlarca dolara rağmen, ileri kapitalist ülkelerde dişe dokunur bir ekonomik canlılık sağlanamamıştır. Bugünse muazzam bir iflas ve işyeri kapanma dalgası yaşanmaktadır. Burjuva kurumların yayınladığı iyimser tahminler bile yaşanmaya başlayan çöküşün boyutlarını ortaya koymaktadır: İleri kapitalist ülkelerde yüzde 10’lara varacak ve hatta aşacak iktisadi küçülmeler, 195 milyon yeni işsiz! Daha şimdiden yalnızca ABD’de dört hafta içerisinde 22 milyon işçi kapı önüne konulmuştur!
Burada yaşanmakta olan iktisadi krizi çeşitli görünümleriyle uzun uzadıya sergilemeyi gerekli görmüyoruz. Özetle ifade edecek olursak, tıpkı tedavilere cevap vermediği için koşullar daha uygun hale gelene kadar zaman kazanmak üzere makinelere bağlı olarak uyutulan bir hasta gibi, bugün yoğun bakımdaki kapitalizme de IMF’nin tabiriyle “Büyük Kapatma” uygulanıyor. Salgını bahane eden burjuva hükümetler, çöküşün kontrolsüz bir şekilde gerçekleşmemesi için birçok ülkede ekonomiyi büyük ölçüde durdurmayı, onu “uyutmayı” göze almak zorunda kalıyorlar. İleri ülkelerin neredeyse tamamında karşımıza çıkan distopik manzaralar, iddia edildiği gibi koronavirüs salgınının görülmedik ölçüde ölümcül oluşundan değil, krizin bu denli ağır oluşundan kaynaklanıyor.
Bu son iktisadi krizin bu denli ağır oluşu hiçbir şekilde tesadüf değildir. Ertelenen tüm çöküşlerin misliyle büyüyerek kapitalizmin karşısına dikilmesi sistemin işleyiş kurallarından biridir. Bugün yaşananın bir yönü budur. Öte yandan kapitalizmin tarihi boyunca geçerli olan bu kuralın yanı sıra bugünkü ekonomik krizin bu denli ağır yaşanmasındaki esas belirleyici faktör, milenyum dönemecinden bu yana kapitalizmin varoluşsal bir sistem krizi içine girmiş oluşudur. Kapitalizmin tarihsel sistem krizi olarak adlandırdığımız bu olguyu kavramak bakımından, periyodik krizler, uzun süreli yükseliş ve gerileyiş dönemleri ve sistem krizleri hakkındaki değerlendirmelerimizi kısaca hatırlatmak faydalı olacaktır.
Kapitalizmin temel çelişkisi, üretim araçlarının özel mülkiyeti ile üretimin ve üretici güçlerin toplumsal karakteri arasındaki çelişkidir. Bu çelişki iktisadi alanda kendisini kâr oranlarının düşme eğiliminde, aşırı-üretim olgusunda ve kimi belirgin orantısızlıklar/dengesizliklerde açığa vurur. Kapitalizmin bu yapısal çelişkiden kaynaklanan periyodik krizlerden kaçıp kurtulması mümkün değildir. Marx’ın vaktiyle saptadığı tüm bu gerçekler bugün de geçerliliğini aynen korumaktadır.
Elif Çağlı’nın 2003 tarihli Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum adlı broşüründe altını çizdiği gibi, periyodik krizlerin yanı sıra, kapitalist gelişmeye damgasını basan uzun süreli yükseliş ve gerileyiş dönemleri de vardır. Bu dönemler içerisinde de kapitalizm sınai çevrimler temelinde yol almaya devam eder. Bu uzun dönemin niteliğini sınai çevrimlerin gidişatı belirler. Neticede, uzun gerileme dönemlerinde, ekonomik canlanma ve boom evreleri kısalıp cansızlaşırken, kriz ve durgunluk evreleri ise uzayıp ağırlaşır. Kapitalizmin tarihi içerisinde bu tarz uzun gerileme dönemleri ve son derece şiddetli krizler yaşanmıştır. Bu tarz dönemlerde, krizler o denli şiddetlenmiş, uzamış ve sıklaşmıştır ki, ekonomi adeta bir durgunluk ve kriz batağına saplanmış gibidir. Aslında yalnızca iktisadi bir kriz değil, bir bütün olarak sistemin tüm alanlarda kriz içinde debelendiği bir durum sözkonusudur: “yaygın emperyalist paylaşım savaşlarıyla seyreden tüm tarihsel dönemeçlerde gözlemlenen ve ekonomik, siyasal, sosyal yaşamda kapitalizmin yol açtığı birikimli çelişkilerin ürünü olan büyük sistem krizleri”.[1] 1870’lerden 1890’lara uzanan süreçte yaşanan ilk uzun ve derin kriz dönemi, kapitalizmin emperyalizm aşamasına geçişinin de zeminini döşemişti. 1930’lardaki büyük buhran dönemi ise, insanlığı faşizmin vahşi yüzüyle ve II. Dünya Savaşı dehşetiyle karşı karşıya bırakmıştı. Gerek insanlığa yaşatılan çok boyutlu yıkım, gerek dünya pazarının genişletilip derinleştirilmesi ve dünya ticaretinin önündeki engellerin azaltılması, gerekse de en önemlisi kredi mekanizmasının görülmedik ölçüde genişletilmesiyle kapitalizm bu krizi de atlatabilmişti. Ne var ki, önemli yeniliklerle ya da yapısal dönüşümlerle atlatılan her büyük kriz dönemi, aslında kapitalizmin kullanabileceği cephanenin biraz daha tükenmesi, kullanılan enstrümanların yıpranması ve işlerliğinin azalması anlamına gelir. Yani, “tarihsel eğilim, kapitalist işleyişin sıkışma momentlerini sona erdirecek ve ekonomiyi anlamlı bir canlanma temelinde yeni bir dengeye kavuşturacak potansiyellerin giderek azalması yönündedir.”[2] İşte milenyum dönemecinden itibaren, “kapitalist ülkelerde peşpeşe patlak veren ve bir sistem krizi olarak gelişen ekonomik kriz, dünya ticaretindeki ani düşüşlerle de kendini ortaya koymuştur.”[3]
Elif Çağlı, tarihsel sistem krizi demekle, “kapitalist sistemin artık tarihsel bir gerileme ve durgunluk eğilimi içine girmiş”[4] oluşuna dikkat çekmektedir. “Bu son örnek, artık yeni bir aşamaya yükselme şansı bulunmayan emperyalist kapitalizmin adeta kendi içinde sıkışmaya başlayan bir sisteme dönüştüğünün ipuçlarını sergiler. Özellikle gelişkin kapitalist ülkelerde olgunlaşmaya başlayan ve kapitalizmin tarihsel açmazına dönüşen bu sıkışma hali”[5] her alanda yansımasını bulmaktadır.
Demek ki, kapitalizmin tarihsel sistem kriziyle, çok boyutlu, çok katmanlı, toplumsal yaşamın her alanını kapsayan ve geçmişte görülmeyen nitelikte bir krizi anlatmaktayız. Bu tespitlerimizi son somut gelişmelerle örneklendirip, maddeler halinde bir kez daha sıralayıp açmak yararlı olacaktır.
Çağlı’nın 2012 yılında kaleme aldığı Kapitalizm Çıkmazda adlı broşüründe, hem kredi mekanizmasının kapitalizmde oynadığı çelişkili rol genel düzlemde analiz edilmiş, hem de yaşanan krizde kredi mekanizmasının artık tıkanmış olmasının oynadığı özel rol detaylı bir şekilde gözler önüne serilmişti. Kredi sistemi, “bireysel kapitalist sermayenin pabucunu dama atan devasa hisse senetli şirketlerin, tekelci kapitalizmin, kapitalizmin emperyalist aşamasının ve netice olarak kapitalist küreselleşmenin de yaratıcısıdır.”[8] Ama aynı zamanda “kapitalist üretim ve dolaşım süreçlerinde hızlandırıcı rol oynayarak aşırı üretim krizlerini büsbütün derinleştirip kızıştırır. Kapitalizmin harlı işleyişine ket vuran bunalım dönemlerinde geri ödenmeyen krediler ise, kapitalist finans kuruluşlarını ve kapitalist devletleri bir türlü içinden çıkamadıkları devasa bir borç sorunuyla yüz yüze getirir. Özetle vurgulamak gerekirse, kapitalizm geliştikçe alabildiğine çeşitlenen kredi türleriyle kredi mekanizması pek çok açıdan sorun çözerken peşi sıra sorun yaratan bir sistemdir.”[9] İşte bugün kapitalizmin içinde bulunduğu “çıkmazın en çarpıcı örneklerinden birini, bir zamanlar kapitalizme yeniden ve yeniden can vermiş olan kredi mekanizmasının artık krize çare olamayan aşınmış durumu oluşturuyor. (…) [Bir zamanlar] eşsiz bir kurtarıcı addedilen kredi mekanizması giderek yeni krizleri mayalayan bir canavara dönüştü.”[10] Yani kredi sistemi, oynayacağı rolü icra etmiş ve o da kapitalizm gibi ömrünün sonuna yaklaşmıştır. Bugün bu mekanizmayı canlandırmak umuduyla bizzat burjuva zirvelerden gelen “borçların silinmesi”ne dönük çağrıların artması, kapitalizmin kendini inkâr noktasına doğru ilerlediğinin itirafı niteliğindedir.
Kapitalizmin tarihsel bir tıkanmışlıkla karşılaşıp çıkmaza girmesinde, kredi mekanizmasının aşınmasına ek olarak rol üstlenen bir dizi diğer faktöre daha işaret edip geçelim: Pazarı genişletme ve derinleştirme olanaklarının giderek tükenmesi; teknolojik yeniliklerin hızlıca ve yaygın şekilde uygulanmasında giderek artan sıkıntılar; küreselleşmeyle birlikte krizleri periferi ülkelere ihraç ederek merkez ülkelerin rahatlama olanağının büyük ölçüde tükenmesi.
Savaşın yöntem ve biçimleri geçmiştekilerden farklıdır. Savaşların yürütülme tarzını ve alacağı biçimleri belirleyen en başta gelen faktörler, tarihsel koşullar ve askeri teknolojidir. Geçmişteki iki büyük dünya savaşından farklı olarak bugünkü savaş emperyalist metropollerin uzağında tutulmaya ve paylaşıma konu olan nüfuz alanlarında yürütülmeye çalışılmaktadır. Büyük güçler cephe hatlarında doğrudan karşı karşıya gelmeksizin kozlarını paylaşıyorlar. Doğrudan askeri yöntemlerin yanı sıra, emperyalist metropollerde sivillere dönük saldırılar, kimi ülkelerde kışkırtılan iç savaşlar, “renkli devrimler”, hükümet darbeleri, siber saldırılar vb. de bu büyük savaşta kullanılan yöntemlerdir. Yeni dünya savaşı ticari savaşlarla da iç içe yürümektedir. ABD-Çin arasındaki “ticaret ve teknoloji” savaşı ne bitmiştir, ne de istisnai bir durumdur. ABD, AB ve Japonya dâhil tüm rakiplerine karşı iktisadi savaşa hazırlanmaktadır. Gümrük vergilerini arttırmak gibi korumacı önlemlere başvurulması, küreselleşmenin bittiği ve bir genel korumacılık döneminin başlayacağı anlamına gelmez. Vurgulamakta fayda var: Eski korumacılık tedbirlerinin tam kapsamıyla hayata geçirilmesi, kapitalizm için büyük bir yıkım demek olurdu. Küreselleşme, kapitalizmin göğsüne iliştirdiği ve canı istediğinde söküp atacağı bir süs değil, başından beri onun içkin bir eğilimidir.
Ayrıca Elif Çağlı’nın vurguladığı gibi, “küreselleşme ya da diğer deyişle globalleşme kapitalizmin emperyalizmden sonra gelen yeni bir aşaması değildir. Küresel kapitalizm ve bu temelden yükselen kapitalist ilişkiler, bizzat emperyalist kapitalizmin iyice olgunlaşmış ve dolayısıyla da köhnemiş halidir. Artık kapitalizmin geçmişte olduğu şekilde büyük bir yapısal dönüşüm yaşayarak sistem krizini atlatabilme, bir başka üst aşamaya yükselerek feraha çıkma benzeri bir şansı yoktur. Olup olabileceğiyle kapitalist sistem işte budur, bundan öte ve farklı bir başka kapitalizm olmayacaktır”.[13]
İdeolojik krizin bir diğer boyutunu da “sürdürülebilir bir kapitalizm” arayışı ve dolayısıyla neoliberalizmin artan ölçüde sorgulanışı oluşturuyor. İşsizlik, yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikler zaten çeyrek yüzyıldır sıçramalı ve genel bir artış içerisindeydi. 2018’den bu yana olgunlaşan ve nihayet patlak veren son ekonomik kriz bu tabloyu daha da ağırlaştıracaktır. Nicedir neoliberalizm düzenin akil adamları nezdinde zaten itibar kaybetmekteydi, bugünse artan sayıda burjuva ideolog, “düzen değişikliğine duyulan ihtiyacı” dillendiriyor. Kapitalizmi ayakta tutmak için bir kez daha devlet müdahalesini temel alan Keynesçi uygulamalara başvurmayı deneyebilirler. Doğan tepkileri yatıştırmak için kimi sektörlerin (sağlık gibi) tekrar devletleştirilmesini bile gündeme getirip, tüm bunları “düzen değişikliği” olarak pazarlamaya çabalamaları mümkündür. En küçük sosyal reformları bile sosyalizm olarak adlandırdıkları düşünülecek olursa, “durun bakalım sosyalizm gerekiyorsa onu da biz getiririz” diyerek burjuva sosyalizminin lafzen de olsa önümüzdeki dönemde parlatılışı sürpriz olmayacaktır. Ne var ki, bunların hiçbiri dertlerine deva olamayacaktır.
Kapitalizm tıkanmıştır ve ne kadar çabalarsa çabalasın burjuvazinin bu tıkanıklığı aşması olanaksızdır. 2001’de Latin Amerika’da başlayan isyan dalgası bir süreliğine geri çekilirken, 2008 sonrasında çok daha büyük ve yaygın ölçekte patlak vermişti. Geçtiğimiz üç yılda ise doruk noktasına çıkmıştır. Bu süreçte, kapitalist saldırı programlarına, kapitalizmin doğurduğu eşitsizliğe, yoksulluğa, işsizliğe karşı on milyonlarca emekçi ayağa kalkmıştır. Çeşitli ülkelerde militarizme ve anti-demokratik uygulamalara karşı ayağa kalkan emekçiler, cinsel baskı ve ayrımcılıktan bunalan kadınlar, ekolojik krize karşı egemenlerin politikalarına başkaldıran gençler de bu isyan dalgasına eklenmiştir. Ortadoğu’daki emekçi halk hareketlerinde bilhassa gençlik “devrim” sloganlarını yükseltmiştir. İleri kapitalist ülkelerde anti-kapitalist hissiyat gelişirken, ABD gibi dünya gericiliğinin ve anti-komünizmin kalesi olarak bilinen bir ülkede bile emekçiler ve özellikle gençlik arasında sosyalizm fikri itibar kazanmaya devam etmektedir.
Burjuvazinin bugün virüs salgını korkusunu körükleyerek bir süreliğine dondurabildiği bu dalga, yaşanan iktisadi çöküşün yaratmaya başladığı muazzam yıkım nedeniyle çok daha büyük bir kabarmayla eninde sonunda geri gelecektir. Kapitalizmin tarihsel sistem krizi tarihsel devrimleri de hızla mayalamaktadır ve sosyalizm her alanda kendini dayatmaktadır.
[1] Elif Çağlı, Kızıl Kanatlı Rosa /6, Mayıs 2009
[2] Elif Çağlı, Kızıl Kanatlı Rosa /6
[3] Elif Çağlı, Kapitalizmin Hal ve Gidişatı, Mart 2008
[4] Elif Çağlı, Kapitalizmin Hal ve Gidişatı
[5] Elif Çağlı, Dünyanın Üzerinde Bir Heyulâ Dolaşıyor, Kasım 2008
[6] Elif Çağlı, Kızıl Kanatlı Rosa /6
[7] Elif Çağlı, Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum, Kasım 2003
[8] Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda, Şubat 2012
[9] Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda
[10] Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda
[11] Elif Çağlı, Küreselleşme, Haziran 2005
[12] Elif Çağlı, Emperyalist Savaşa ve Kapitalizme Karşı Görev Başına!, Mart 2003
[13] Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda. Bu konuda ayrıntılı bir analiz için bkz. Elif Çağlı, Küreselleşme.
[14] Elif Çağlı, Avrupa Birliği Sorununda Marksist Tutum, Nisan 2003