Sayfalar
Okurlarımızdan: 1 Mayıs Mücadeleyi Büyütme Günüdür!
Aydınlıkları Yaratmak İçin 1 Mayıs’a
Kartal’dan bir kadın işçi
On binlerce yıl önce insanoğlu acımasız doğa koşulları karşısında çok güçsüzdü. El ele vererek doğa karşısında güçlü hale geldi. Vahşi hayvanlara, doğal afetlere, açlığa, kıtlığa, soğuğa karşı örgütlenerek, yardımlaşarak, dayanışarak neslinin devam etmesini sağladı.
Yaşadığımız yüzyılda insanlık hâlâ çok büyük sorunlarla ve felâketlerle karşı karşıya. Hem de insan eliyle yaratılan felâketlerle. Birçok bölgede süregiden çatışmalarda ve savaşlarda, bunların doğrudan ve dolaylı sonucu olarak her yıl bir milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğini belirtmek bile bu felâketlerin boyutunu anlatmaya yetiyor. Açlıktan, yoksulluktan kıvranan milyarlarca insanı, salgın hastalıklarla kırılanları; işsizlik, yalnızlık, geleceksizlik tehdidi altında psikolojisi bozulan milyonları; AİDS, kanser gibi sistemin yarattığı hastalıklardan yaşamı zehir olan milyonlarca insanı saymaya kalktığımızda kapitalizmin yaşamlarımızı katlanılmaz hale getirdiğini görürüz.
Tüm dünyada baskıcı rejimlerin yükselişte olduğu bir dönemden geçiyoruz. Sermaye sınıfı, dünyanın her tarafında işçi ve emekçi kitleleri daha fazla sömürmek için her türlü baskıcı planı hayata geçirmeye çalışıyor. Sermaye sınıfının yönettiği kapitalist sistem, küresel bir krizin içinden geçiyor ve bunun acısını tüm insanlık çekiyor. Üçüncü Dünya Savaşının alevleri tüm dünyayı giderek daha fazla sarıyor.
Dünyanın her tarafında emek gücünden başka hiçbir geçim kaynağı olmayan bizim gibi işçi kardeşlerimiz için yaşam, her gün daha fazla katlanılmaz hale geliyor. İster nedenini anlasın ister anlamasın işçi kardeşlerimiz yaşadıkları koşullardan, yaşadıkları hayattan mutlu değiller. Dünyanın hiçbir yerinde işçiler kendilerini güvencede hissetmiyorlar artık!
Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da tüm sorunlar daha da katmerli bir şekilde yaşanıyor. Biz de yaşadığımız topraklarda her gün biraz daha fazla karanlığı yaşıyoruz. Sorunlar saymakla bitmiyor. Koşullar giderek zorlaşıyor, baskı giderek artıyor, yaşananlar giderek dayanılmaz bir hal alıyor. Sorunlardan bıktığı için kendini yakan, canına kıyan insanlar giderek artıyor.
Peki, ne olacak, böyle mi devam edecek, sorunlar giderek büyüyecek mi?
Aslında dünyanın her tarafında sorunlar büyüyor, yaşam katlanılmaz hale geliyor ama insanlar da yaşadıklarını sessiz sedasız kabul etmiyorlar elbette. Dünyanın birçok yerinde işçi sınıfı 80’li yıllardan bu yana olmadığı kadar mücadele vermeye başlamış durumda. Geçtiğimiz Mart ayından Nisan ayına kadar ABD’de birçok eyalette on binlerce öğretmenin grevleri, Nisan ayında Fransa’da demiryolu işçilerinin grevleri ve bu greve destek verip 60 kampüste dersleri boykot eden öğrencileri hatırlamak işçi sınıfının susmadığını gösterecektir bize.
İşçiler bir kere birbirlerine güvenmeye başladıklarında, ortak davranmayı görev bilirler. Bugün milyonlarca işçi yaşanan sorunun bilincinde olmayabilir. Onları bir çırpıda kolayca ikna da edemeyebiliriz, ama birbirimize güvenmemiz gerektiğini kavratabiliriz.
Birbirine güvenen işçiler birbirlerinin sorunlarına daha fazla duyarlı olur. Sadece kendi çocukları için değil birbiri için de mücadeleye atılır. Geçmişte nasıl ki tek bir insanın doğa karşısında ayakta kalması imkânsızken, bugün de sömürücü sermaye sınıfı karşısında bir işçi tek başına kaldığında paçavra gibi kullanılıp atılmaktan kurtulamaz. O yüzden mücadele için daha fazla bilenmeliyiz, mücadele geleneğini yaşatmalı, mücadele günlerinin anlamını bilmeyen işçi kardeşlerimize kavratmak için uğraşmalıyız.
Önümüzde, sınıfımızın birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs var. İçinden geçtiğimiz zorlu günlerde bir mücadele tarihimiz olduğunu, insan gibi yaşamak için tek çaremizin mücadele etmek olduğunu, mücadele etmek için de birlik olmak, örgütlü olmak gerektiğini işçi kardeşlerimize kavratmamız gerekiyor.
1 Mayıs, ezilen işçilerin kendilerini sömürenlere karşı mücadele bayrağı açtıklarında istediklerinin çok daha fazlasını koparabileceğini, ancak örgütlü olduklarında bir güç haline gelebileceklerini bize hatırlatır. İşçi sınıfı 1 Mayıs’a sahip çıkacaktır ve er ya da geç kapitalist sömürüye karşı ayağa kalkacaktır.
Bu karanlık günler elbet bir gün geçecektir. Ama aydınlığı kendi ellerimizle yaratırsak karanlıklar korkudan titreyerek ayaklarımızın altında ezilecektir.
Umudu ve Mücadeleyi Büyütmek İçin 1 Mayıs’a
Pendik’ten bir kadın işçi
Dünya çapında bir sistem krizi ve ona eşlik eden bir emperyalist paylaşım savaşı yürüyor. Bunun bir sonucu olarak tüm dünyada otoriter ve militarist eğilimler artıyor. Anti-demokratik uygulamalar ve baskılar artıyor. Türkiye’de de siyasi iktidar iki yıla yakın bir süredir sürdürdüğü OHAL’le birlikte iktidarını mutlaklaştıracak adımları atmaya devam ediyor. Bunun için de devlet baskısını sınırsızca kullanıyor. Kendisine karşı küçük bir muhalif sese bile tahammül edemiyor. Her gün ortalama 6 kişi sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alınıyor. On binlerce öğrenci şu anda cezaevinde bulunuyor ya da tutuksuz yargılanıyor. Gazeteciler tutuklanıyor, akademisyenler üniversitelerden uzaklaştırılıyor. Grevler yasaklanıyor. Her gün ortalama dört işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor. Kadına şiddet ve taciz artıyor. OHAL’in haksız, hukuksuz uygulamalarına yönelik protesto hakkının kullanımı bizzat OHAL gerekçesiyle engelleniyor. 1 Mayıs’ı işte böylesi ağır baskı ve yasaklar altında karşılıyoruz!
1 Mayıs, dünya işçi sınıfının kapitalist sömürüye, haksız savaşlara, militarizme karşı verdiği mücadelenin ifadesidir. 1 Mayıs’ta işçiler, dünyanın dört bir köşesinde aynı günde eyleme geçerek yüz yıldan uzun süredir dünya ölçeğinde yaşayan bir geleneğe bağlanıyorlar. Bugün sınıf bilincine sahip işçiler olarak bu geleneğe sahip çıkmak, içinden geçtiğimiz gericilik döneminde her zamankinden daha büyük önem taşıyor ve bizlere sorumluluk yüklüyor. 1 Mayıs gibi mücadele günleri işçi ve emekçi kitlelerin bilinç düzeyinde bir sıçrama yaratabilmek bakımından sınıf devrimcilerine önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu açıdan birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs, bugün emekçilere güç ve moral verecektir. Yan yana gelen, omuz omuza veren işçi ve emekçiler yalnızlık duygusunu yırtıp birliğin ve dayanışmanın coşkusunu yaşayacaklar.
İçinden geçtiğimiz bu karanlık tabloya boyun eğmeyip 1 Mayıs alanında yerimizi almak hepimizin boynunun borcudur. Zalimin yüreği kendisi için, zalime direnenin yüreği tüm insanlık için çarpar. İçinden geçtiğimiz karanlığa, savaşlara ve sömürüye karşı işçilerin dayanışmasını ve taleplerimiz için mücadeleyi büyütelim.
1 Mayıs’ta Mücadelemize Sahip Çıkalım!
Tuzla’dan bir MT okuru
1800’lü yıllar işçi sınıfının çalışma koşullarının çok ağır olduğu yıllardı. Günde 14-16 saat çalıştırılan, insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkûm edilen, yoksulluk ve sefalet içinde hayatta kalma mücadelesi veren işçiler, işgününü 12 saate düşürebilmek için mücadeleye atıldığında burjuvazi kuyruğuna basılmış kedi misali saldırganlaşmıştı. İşçilerin mücadelesi çoğu yerde kanla bastırılmaya çalışıldı. Burjuvazinin entrika ve dalavereleri, karalama kampanyaları, işçileri bölme, mücadeleyi engelleme çabaları sonuç vermediğinde kanlı katliamlar, idamlar sökün etti. Baskılara rağmen bu mücadele büyüdü ve işçi sınıfını ulus ötesi bir dayanışmaya sürükledi. 1 Mayıs mücadelesi işçi sınıfının genel çıkarlarının ifadesi idi. Onun mücadelesini tek bayrak altında topladı. 12 saatlik işgünü mücadelesinden 8 saatlik işgünü mücadelesine doğru yol alınırken bu mücadele bir kıtadan öbürüne büyüdü, güçlendi.
Avustralyalı işçiler 1856 yılında 8 saatlik işgünü talebiyle iş bırakarak greve çıkmışlardı. Düzenledikleri gösterileri bir işçi bayramına dönüştürmek istediler. Onlardan yıllar sonra mücadele bayrağını Amerikan işçi sınıfı devraldı. Amerikalı işçiler “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!” sloganı ile 1 Mayıs 1886’da genel greve çıktılar. İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü haline gelen 1 Mayıs’ı yaratan 1 Mayıs 1886’daki bu mücadele, Amerikan burjuvazisinin işçi sınıfından ölesiye korktuğunu da gösterdi.
Türkiye’de de egemenlerin 1 Mayıs korkusu tarihsel bir korkudur. Egemenler, işçi sınıfının 1 Mayıs’a kitlesel katılımını önlemek üzere korku atmosferi yaratma, baskı ve tutuklamalarla öncü, devrimci unsurları sınıftan koparma çabalarından vazgeçmediler. Çünkü o gün işçi sınıfının mücadele günüdür, işçi sınıfının enternasyonal eylem günüdür. Uzun yıllar yasaklı kalan 1 Mayıs, 1976 yılında DİSK’in öncülüğünde Taksim’de gerçekleştirilen bir mitingle ilk kez alanlarda kutlandı. Bu miting yüz bin işçinin meydana indiği, “Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin!” pankartının açıldığı, marşların, şarkıların söylendiği, mücadele sloganlarının atıldığı görkemli bir eyleme dönüşmüştü. Ertesi yıl yapılan Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs mitingi çok daha büyük bir başkaldırının ifadesiydi. Büyük bir coşku ve kitleselliğin, birlik ve dayanışma ruhunun hâkim olduğu miting burjuvazinin kanlı saldırısıyla gölgelense de sınıf mücadelesi durdurulamadı. Burjuvazi ancak 12 Eylül faşist rejimi ile işçi hareketini baskı altına alarak önünü kesebildi.
12 Eylül’den sonra da 1 Mayıs’lar, işçi ve emekçilerin, yoksulların kadın, erkek omuz omuza kitlesel bir şekilde alanlara aktığı mitinglerle kutlandı, baskı ve zorlamalara rağmen kapalı salonlardan çıkıp açık alan miting ve gösterilerine dönüştü. Mücadele, dayanışma ve birliğin simgeleştiği bir gün haline gelen 1 Mayıs burjuvazinin ideolojik saldırılarından da fazlasıyla nasibini almıştır. Bu günü tarihsel anlamından koparmak isteyen, sıradan bir “tatil”, “piknik” gününe dönüştürmek için çırpınan burjuva devletler, bu konuda ellerine geçen her fırsatı değerlendiriyorlar. Ancak bu girişimler büyük oranda boşa çıkarılmış, burjuvazinin hevesi kursağında bırakılmıştır. İşçi sınıfının ve sınıf örgütlerinin 1 Mayıs gününün tarihsel geçmişle bağları ve gerçek özü konusundaki ısrarlı çaba ve mücadeleleri sayesinde 1990’da 107 devlette 1 Mayıs günü resmi tatil ilan edilmiştir.
1 Mayıs’ın tarihsel özünü ve içeriğini boşaltmak, işçi sınıfının bu günü bağımsız bir mücadele bayrağına dönüştürmesini engellemek üzere sömürücülerin ayak oyunlarından en çarpıcı olanı İtalya ve Almanya’da yaşananlardır. İki faşist lider, Mussolini ve Hitler 1 Mayıs’ın yaratacağı ruh halinden korktukları için, 1 Mayıs’ı sınıf mücadelesinden koparmak üzere harekete geçerek kendi 1 Mayıslarını organize ettiler. Faşist rejime bağlı korporatist sendikalar eliyle düzenledikleri “1 Mayıs” gösterilerini kendi propagandalarının kürsüleri haline getirdiler.
Bugün de pek çok ülkede otoriter rejimler işbaşında ve faşizm yükseliyor. Burjuvazi işçi sınıfını bölme, örgütlülüklerini dağıtma, iktidarının kullanışlı araçları haline gelmiş sendikalar aracılığıyla işçilerin bilincini bulandırmaya yönelik çabalarına hız veriyor. Tüm bu çabaları boşa çıkarmak için bu mücadele gününün özüne sahip çıkmak ve mücadeleyi güçlendirmek zorundayız.
1 Mayıs günü işçilerin birçok ülkede meydanlara aktığı, ağır çalışma koşullarına tepki gösterdiği, uzayıp giden iş saatlerini kısaltmak için mücadele ettiği, baskı ve yasaklara karşı mücadele bayrağını dalgalandırdığı ortak bir gündür. İşçi sınıfının enternasyonal dayanışmasının, birlikte mücadelesinin simgesidir. O yüzden 1 Mayıslarda yapılan eylem ve gösteriler kitleselleştikçe işçi sınıfının moralini yükseltmiş, onun kendine güvenini arttırmıştır. Bugün de içinden geçtiğimiz süreçte 1 Mayıs’ta mücadele bayrağına sahip çıkmak, bu bayrağı bize teslim edenlere borcumuz, gelecek kuşaklara karşı da görevimizdir.
Kahrolsun burjuva düzen, Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!
Yaşasın İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü!
Genç İşçiler 1 Mayıs’a Sahip Çıkıyor
Gebze’den bir petrokimya işçisi
Kapitalist tekeller kârlarını katlamak için yaşamımızı gittikçe çekilmez bir hale getiriyorlar. Bu düzen, yoksulluğu, kötü çalışma koşullarını, işsizliği, güvencesiz bir yaşamı her geçen gün işçilere daha fazla dayatıyor. Bizleri, yaşlısıyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle, diniyle, ulusuyla ayırt etmeden sömürüyor. Biz işçi sınıfının gençlerinden de sonunda işsiz kalacağımız ya da düşük ücretlere çalışacağımız gerçeğini saklamak için türlü boş hayallerin peşine düşmemizi istiyor. Çıkışsızlığa, umutsuzluğa mahkûm olacaklarını ve bu psikolojiyle kötü çalışma koşullarına ve düşük ücretlere boyun eğeceklerini bilmeden sermaye düzeninin yalanlarına kanan genç işçiler, bireysel kurtuluş hikâyelerinin peşine düşüyorlar. Sermayenin egemen olduğu medya ve eğitim kurumları işçi sınıfının içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının ancak sermaye düzenine biat ederek aşılacağını ve aynı gemide olduğumuz yalanlarını her gün tekrarlıyorlar.
Egemenlerin iyi bir yaşam için sundukları reçete ise, işçi gençler arasında rekabet ve kıskançlık. Birlik, dayanışma gibi değerler gereksiz, faydasız düşünceler olarak gösteriliyor. Bu şekilde parçalanan ve körleştirilen zihinler, adaletsizlikten, yoksulluktan, haksızlıklardan kurtuluşun, iyi bir doktor, mühendis, mimar olunca mümkün olacağını düşünüyorlar. Bu tarz aldatıcı kurtuluş reçetelerine inanan genç işçilerin sayısı az değildir. Elbette bu gibi bireysel kurtuluş düşüncelerini genç kardeşlerimiz kendi başlarına edinmiyorlar. Onları sınıf gerçeklerinden uzak tutmak isteyen egemenler her türlü yalan ve baskı mekanizmasını kullanıyorlar. Egemenlerin hesaba katmadığı şey ise tek çıkış yolu gibi gösterilen “yırtma” hayallerinin işçi gençlere hayır getirmeyeceğini ve böyle giderse ellerinde kalan şeyin umutsuzluktan başka bir şey olmayacağını anlatmak için büyük bir kararlılıkla öne atılan örgütlü ve bilinçli işçilerin varlığıdır.
Çıkışsızlıktan bunalan gençleri bireysel arzuların tuzağına iten egemenler, daha önce yenildikleri gibi bugün de yenilmeye mahkûmdurlar. Bugün anne ve babalarımızın çalışma koşullarının, dolayısıyla yaşam koşullarının kötü olmasının tek sorumlusunun sermaye düzeni olduğunu tüm işçi sınıfına haykırmak için alanlara çıkma sırası bizdedir. İşçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta sermaye düzeninin ikiyüzlülüğünü teşhir etmek, kötü çalışma koşullarına, düşük ücretlere, savaşlara, faşizme ve her türlü adaletsizliğe dur demek için gençliğimizin ateşini alanlara taşıyacağız. Örgütlü işçi hareketi içinde biz de genç işçiler olarak yerimizi almalıyız. Anne ve babalarımızın sorunları, bizim de sorunlarımızdır. Bizler şimdiden haklarımıza sahip çıkmazsak gelecekte büyüklerimizden daha kötü yaşam koşullarına sahip olacağız. Alanlara çıkıp 1 Mayıs’a sahip çıkmak ve sermayenin tüm oyunlarına göğüs germek, geçmişte olduğu gibi bugün de sınıfın dinamik gücü olan biz işçi gençlere de düşmektedir. Adalete, eşitliğe, barış dolu yarınlara da sahip çıkıyoruz. Alanlara coşkuyu taşımak ve işçi önderlerinin yaktığı meşaleleri devralmak için haydi genç işçiler 1 Mayıs’a sahip çıkalım!
Gençler Haydi 1 Mayıs’a!
Gebze’den bir metal işçisi
İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs yaklaşıyor. Doğayı ve insanı hiçe sayan bu kahrolası kapitalist sisteme karşı kinimizi, öfkemizi, mücadele ruhumuzu biliyoruz. Tüm coşkumuzla sınıf kardeşlerimizle bir arada haykırmanın günü 1 Mayıs. Yaşadığımız topraklarda ve dünyada işçi sınıfı ve işçi sınıfının gençleri, bu 1 Mayıs’ı kapitalizmin yapısal krizinin, Üçüncü Dünya Savaşının etkilerinin arttığı, otoriter ve totaliter rejimlerin yükseldiği bir tarih sahnesinde karşılıyor. Kapitalist sistem topyekûn bunalıma sürüklendikçe kapitalistler arasındaki rekabet daha da azgınlaşıyor ve şiddetleniyor. Dünyanın her yerinde ücretler düşüyor, iş saatleri uzuyor, yoksulluk ve baskılar artıyor. Kapitalist kâr düzeni bir avuç zengin asalak insanın servetinin milyarlarca işçi ve emekçi insanın zenginliğinden daha fazla olduğu bir adaletsizliği yaratıyor.
İşçi sınıfının dünya genelindeki örgütsüzlüğü, patronlar sınıfına istediği gibi at koşturacağı, işçileri pervasızca sömüreceği bir ortam sunuyor. Zorlu mücadelelerle elde edilen haklar bir bir elimizden alınıyor. Otoriterleşme eğilimi güçleniyor, kitlelerin bilinçleri zehirleniyor, kitleler sistemin bekasını savunur pozisyona sürükleniyor. Sağlık, eğitim, ulaşım gibi kamu hizmetlerinden zaten kısıtlı biçimde yararlanabilen işçi sınıfının gençleri bir de muhalif oldukları için üniversitelerden atılıyor veya hapsediliyor. Bu sistem patronlar sınıfı için cennetken, işçi sınıfı için yeryüzünü cehenneme dönüştürüyor. Bu gidişatın önüne geçebilmenin tek yolu işçi sınıfının örgütlenmesi ve ayağa kalkmasıdır. Önümüzdeki 1 Mayıs işçi sınıfı ve onun gençleri için bir fırsattır. Zalimlerin zulümleri arttıkça ezilenlerin de kini ve öfkesi artıyor. Bu kin ve öfkeyi birlik, dayanışma ve mücadeleyle hep birlikte alanlara taşımalıyız. Kapitalist sistemi yıkıp geçeceğimizi, yerine sınıfsız sömürüsüz bir dünya kuracağımızı alanlarda hep beraber haykıralım!
link: Marksist Tutum, Okurlarımızdan: 1 Mayıs Mücadeleyi Büyütme Günüdür!, 30 Nisan 2018, https://eski.marksist.net/node/6316
Atı Alan Üsküdar’ı Geçti mi?
16 Nisanda yapılan referandumun sonuçları daha resmi olarak yayınlanmadan, iktidar cenahının yangından mal kaçırır gibi yaptığı açıklamaların nedeni çok geçmeden anlaşıldı. Aylardır yapılan baskılar, yıldırma operasyonları kazanmalarına yetmemişti. Bütün baskılara rağmen toplum Erdoğan ve AKP iktidarının gemi iyice azıya alacağını gösteren bu başkanlık dayatmasına sandıkta çok açık bir şekilde “HAYIR” demişti. Ama devlet AKP iktidarının emrindeydi. Bu nedenle devletin tüm olanaklarıyla dediğim dedik, çaldığım düdük düzeni kurmaya çalışanlar her türden manevraya hazırlanmışlardı. Geçtiğimiz iki ay boyunca sandıktan “evet” çıkarmak için neler yapılmadı ki? “HAYIR” diyeceğini açıklayanlar “terörist” ilan edildi. “Hayır” çalışması yapanlar saldırıya uğradı, tehdit edildi. Eylem ve etkinliklerine izin verilmedi, afişleri söküldü. Üniversite hocaları, öğretmenler, binlerce kamu çalışanı uydurma gerekçelerle, yalan, dolanla görevlerinden atıldı. Gazeteciler tutuklandı. Sesini çıkaranın tepesine çullanıldı.
Hele doğu ve güneydoğu illerinde yapılanlara bakıldığında nasıl bir lanete tebelleş edildiğimizi daha iyi anlamaktayız. 7 Haziran sonrası yapılanlar yetmemişti. 16 Nisan referandumuna kadar da Kürt halkının siyasi temsilcilerine yönelik saldırılar, gözaltılar, tutuklamalar devam etti. Bu illerden yüz binlerce insan göç ettirildi. Seçim günü 40 hanelik köy ve mezralara varıncaya dek tüm bölge kolluk güçleriyle ablukaya alındı. AKP iktidarı o sandıklarda “evet” demeyenin hesabını görmenin hazırlığını yapmıştı. Kimsenin yeri boş bırakılmadı. AKP her türden demografik değişikliği ince hesaplarla yaptı. CHP ve HDP’nin sandık görevlilerine ve müşahitlerinin çoğuna uydurma gerekçelerle sandık başında görev yaptırmadı. Tehdit, şantaj, şiddet, baskı, gözaltı ve tutuklamalar takip edilemez hale geldi. Doğu ve güneydoğu dışında başta İstanbul gibi büyük kentlerdeki sandık başlarında bile AKP’nin sandık görevlileri bulundukları yerlerin çoğunda terör estirdiler. Muhalif sandık görevlilerini tehdit edenler hatta dövenler oldu.
Referanduma kadar da tüm televizyonlar, gazeteler, bilboardlar, yollar, barkovizyonlar, sokaklar Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım’ın resimlerinden geçilmez oldu. AKP iktidarı sayesinde kasalarını doldurup zenginleşen müteahhitler gökdelen inşaatlarına onların dev posterlerini astılar. Yeni sağlık sistemi sayesinde sülük gibi insanlara yapışmış olan özel hastane sahipleri yeni yeni her yerde yükselen hastane inşaatlarına onların dev posterlerini astılar. Sözün özü, içimiz dışımız Erdoğan ve şürekâsının istilasına uğradı. Her yerde konuştular, hep konuştular. Toplu açılıştan bizim başımız döndü. Onlar aynı yerleri yeniden yeniden açmaktan vazgeçmediler. Ve daha neler neler…
Lakin AKP, 16 Nisan referandumunu, emir kullarından müteşekkil Yüksek Seçim Kurulunun son andaki mahir manevrasıyla ve tüm hilelerle kazanmış göründü. Daha sandıkların sayımı tamamlanmadan “atı alan Üsküdar’ı geçti” dedi Erdoğan. Ama kazın ayağı öyle değildi. Atı çaldıklarını ve hakeza Üsküdar’ı da geçemediklerini hepimiz gördük. Modern sanayi kentlerimizin, işçi sınıfının kalbinin attığı kentlerimizin surlarını aşamadılar. 80 milyonluk bir ülkenin “HAYIR” diyen çoğunluğunu sandık sonuçlarına razı etmek için “1-0 da 5-0 da birdir” diyenlere, dün iki artı iki dört değildir dediklerini ve Türkiye’nin %51’den büyük olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Bu referandum oyunu böyle bitmedi, bitmez. Eğer örgütlenir ve mücadele edersek AKP’nin ve devletin senaryosunu yazdığı, kendi oyuncuları ile oynadığı bu film gişe yapmaz, bu oyun tutmaz. Biz “HAYIR” diyenler toplumun çoğunluğuyuz ve bu referandum sonuçlarını kabul etmiyoruz.
Referanduma kadar işçi ve emekçiler için hazırladıkları lanetli planlarını sandıklara saklayanlar şimdi baltalarını çıkarıyorlar. İşten çıkarmalar başladı. Daha bir hafta geçmeden fabrikalardan çıkış listeleri açıklanmaya başladı. Kamu işçilerinin yeni sözleşme dönemi başladı. AKP’nin sendikacıları, “evet” versinler diye türlü vaat ve yalanla ikna etmeye çalıştıkları işçilerin mücadele etmesini engellemek için her türden tezgâhı kurmaya, dolap çevirmeye devam edeceklerdir. Ama gerçekler ve doğrular inatçıdır. Eninde sonunda üzerlerindeki bütün balçığı sıyırıp ortaya çıkmaktadırlar. İşçi sınıfının mücadele etmeye hazırlanma zamanıdır. İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününe sayılı günler kaldı. Önümüz 1 MAYIS. Şimdi birlik olmak, gerçekleri görüp mücadeleye hazırlanmak gerek. Bu faşist gidişata dur demek için “HAYIR” diyen milyonlarız. Biz bitti demeden bu kavga bitmez.
Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi, Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi. Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say. Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü, Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü. Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet. Boynundan esaret bağını parçala, kes, at! Kuvvetedir hak. Hakkını haksızlara anlat. (Yaşar Nezihe Hanım'ın 1 Mayıs şiirinden. Amele Cemiyeti üyesi Yaşar Nezihe Hanım, ilk 1 Mayıs şiirini yazan kadın şairdir.)
Yaşasın İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü!
Yaşasın 1 Mayıs! Bijî Yek Gulan!
link: Tuzla’dan bir öğretmen, Atı Alan Üsküdar’ı Geçti mi?, 27 Nisan 2017, https://eski.marksist.net/node/5622
Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!
1 Mayıs... Burjuvaziyi yeryüzünden söküp atmak üzere insanlığın son kavgasına atılan proletaryanın, kızıl bayrağını göklere çıkardığı mücadele günü olan 1 Mayıs! Sömürüye, zulme, açlığa ve yoksulluğa karşı dünyanın her köşesinden birlik, dayanışma ve kardeşlik çağrılarının yükseldiği şanlı gün!
Yıl 1856... Avustralyalı işçiler, ağır çalışma koşulları ve uzun iş saatlerine karşı 8 saatlik işgünü talebiyle mücadeleye giriştiler. 21 Nisan günü gerçekleştirdikleri bir günlük iş bırakma eylemi, sonrasında bütün dünyanın işçilerini sarıp sarmalayacak bir yangının kıvılcımı oldu.
Avustralya’da başlayan bu mücadele, büyük işçi kitlelerini ateşlemiş, 8 saatlik işgünü istemi Avrupa ve Amerika işçilerinin de temel mücadele talebi olmuştu.
16-17 saatlere varan çalışma sürelerinin ve ağır yaşam koşullarının altında ezilen Amerikalı işçiler şöyle haykırıyorlardı: “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!” Mitingler ve grev dalgalarıyla sarsılan Amerika’da, 1886 yılının 1 Mayısı genel grev günü olarak kararlaştırıldı.
Yaklaşık yarım milyon işçinin katıldığı grev ve gösteriler, 1 Mayısı takip eden günlere de yayıldı. 3 Mayısta da devam eden gösterilere saldıran polis, 6 işçiyi katletti, onlarcasını yaraladı. Ertesi gün, katliamı protesto etmek ve taleplerini yinelemek isteyen kitleler, işçi önderlerinin çağrısıyla Haymarket Meydanı’nda büyük bir miting gerçekleştirmek için toplandılar.
Mitingin sonlarına doğru, polis işçilerin etrafını sarmaya başladı ve alanda bir bomba patlatıldı. Saldırıya geçen polis, kitlelere kurşunlar yağdırmaya başladı. 6 polisin, 10 işçinin öldüğü ve yüzlercesinin yaralandığı bu korkunç tezgâhtan işçi önderleri sorumlu tutuldu. İşçi sınıfına yönelik azgınca bir saldırıya geçen burjuvazi, 7 işçi önderini idama mahkûm etti. 3’ünün cezası hapis cezasına çevrildi, 4’ü idam edildi.
Burjuvazinin tüm saldırılarına rağmen işçi sınıfı, Avustralyalı ve Amerikalı sınıf kardeşlerinin yaktığı ateşi harlandırarak büyütmeye devam edecekti. 1889’da ise II. Enternasyonal 1 Mayıs’ı işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü, uluslararası gösteri günü olarak kabul etti.
Dünyanın her yanında işçiler, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta alanlara akarken, Türkiye’de işçiler ilk kitlesel 1 Mayıs’ı 1976’da DİSK öncülüğünde Taksim Meydanı’nda kutladı.
1977’de ise yaklaşık 500 bin işçinin katıldığı çok daha coşkulu ve kitlesel bir miting yapıldı. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının sonlarına doğru alanda silah sesleri duyuldu. Burjuvazi, tıpkı 1886’da Amerika’da ve işçi sınıfı her ayağa kalktığında yaptığı gibi uğursuz rolünü oynuyordu.
Kanlı ‘77 1 Mayıs’ında, Türkiye’de yükselen sınıf hareketinin gidişatından korkan Türk burjuvazisinin giriştiği katliam sonucunda 37 sınıf kardeşimiz ölmüş, onlarcası yaralanmıştı. Burjuvazi işçi sınıfının sesini boğmaya çalışmıştı, ancak açlık ve yoksulluk altında inleyen işçi kitlelerinin haykırışlarının yeniden yükselmesini engelleyemeyecekti. Bu sömürü düzeni var oldukça, işçi sınıfı kavgasını vermeye devam edecekti.
“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.” 1 Mayıs, proletaryanın onun amansız düşmanına, burjuvaziye karşı verdiği savaşın bir tohumudur. İşçi sınıfı, bu tohumu yeşertecek, kapitalizmi kökünden söküp atacak ve yerine sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya kuracak. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın Sosyalizm!
link: İstanbul’dan Marksist Tutumcu gençler, Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!, 29 Nisan 2016, https://eski.marksist.net/node/5062
IRMT’nin Marksist Tutum’a 1 Mayıs Mesajı
Marksist Tutum’lu yoldaşlara
Sevgili yoldaşlar,
Kapitalist sistemin derin krizi şimdiden yedi yılı geride bıraktı ve hâlâ devam ediyor. Venezuela’daki Chavezciler ve Yunanistan’daki Syriza gibi sahte kurtarıcılar, tahmin edilebileceği gibi, hayatta kalmak için daha fazla işçiyi köleleştiren (hatta yiyen) bu yaralı ve can çekişen canavarın yerini alabilecek herhangi bir gerçek alternatif sunamamıştır. Emperyalist ülkelerde ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerde işçilerin yerine bilgisayarları ya da robotları kullanmak olsun ya da kırsal Hindistan’a ve Çin’e genişlemek olsun kapitalizmin günümüzde verip verebileceği tek şey yoksulluğun, savaşın ve adaletsizliğin devamı ve yoğunlaşmasıdır. Geçmiş 20-25 yılın muazzam teknik ilerlemelerine rağmen kapitalizm yine de işçilerin ve insanlığın büyük çoğunluğunun en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan acizdir. Sırf yeterli yiyecek ve barınma için bile bu sistemin ötesine geçmemiz gerekiyor!
Bu genel duruma ilave olarak geniş Ortadoğu bölgesi son birkaç yılda birçok değişiklikten geçmiştir. Türkiye ve İran’ın kapitalist sınıfları bölgesel üstünlük için kapışmada önde gelen “oyuncuların” ikisini oluşturmaktadır. Bu kapışma birçokları tarafından Çarlık Rusya’sı ile İngiliz İmparatorluğu arasındaki “Büyük Oyun”a benzetilmektedir. Egemenler arasındaki bu kapışma Türk ve İran kapitalizminin içinde artan çelişkileri açığa vurdu ve vurmaya devam edecek. (Ve İran özelinde, ABD emperyalizmiyle artan işbirliği, rejimin gerçek sınıf karakterini daha geniş işçi kesimlerinin gözünde teşhir edecektir.)
Ancak kapitalizmin zayıflığını teşhir etmek yeterli değildir. Kapitalizmdeki bu çelişkilerden ve çatlaklardan azami derecede yararlanabilmesi için, işçi sınıfını hazırlamak bizim görevimizdir. İşçi sınıfının bölgesel ve uluslararası bağlar oluşturmasını sağlayacak örgütsel ve teorik hazırlıklar yapmalıyız ki, kapitalist sınıfı yıkmak ve onun devlet aygıtını parçalamak mümkün olsun.
Mevcut duruma ilişkin tam bir gerçekçilik ve gelecekte sınıfsız bir toplum kurma konusunda alabildiğine iyimserlik ruhuyla, daha yakın işbirliği içinde Türkiye’de, İran’da ve ötesinde Bolşevik-Leninist partiler inşa etme umuduyla, size en sıcak 1 Mayıs selamlarımızı gönderiyoruz.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Bolşevik-Leninizm!
Yaşasın proleter sosyalist devrim!
Iranian Revolutionary Marxists’ Tendency (İranlı Devrimci Marksistler Eğilimi –IRMT)
link: IRMT, IRMT’nin Marksist Tutum’a 1 Mayıs Mesajı, 1 Mayıs 2015, https://eski.marksist.net/node/4170
IRMT’den Marksist Tutum’a 1 Mayıs Mesajı
گرايش مارکسيستهای انقلابی ايران
iran_socialists@yahoo.com http://militaant.com/
Marksist Tutum’lu yoldaşlara
Sevgili yoldaşlar,
Burjuvazi şimdilerde, Büyük Bunalımdan bu yana görülen en büyük ekonomik krizin sonuna gelinmekte olduğunu iddia ediyor. Bu, önümüzdeki birkaç ay içinde olsun ya da olmasın, krizin derin etkisi –ve kapitalistlerin bundan nasıl kaçacakları– uzun yıllar hissedilecek ve bu, gelecekteki mücadeleleri de etkileyecektir. Dünyanın her yanında gördüğümüz önemli karakteristik olgulardan üçü şunlardır: işçi sınıfının daha fazla yoksullaştırılması, orta sınıfa mensup olan milyonlarca insanın proleterleşmesi, ve burjuva demokrasisinin altının bizzat kapitalist sınıf tarafından oyulması! Burjuvazi her zaman olduğu gibi kendini kısa vadede korumak için umutsuz tedbirler benimsiyor. Ama bu, sonrasında daha derin bir kriz yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu karakteristik olgulardan her biri, çok daha geniş kitleleri sosyalizm için mücadeleye çekecek ve taleplerini ve kararlılıklarını radikalleştirecektir.
Birinci Emperyalist Dünya Savaşının yüzüncü yıldönümünden sadece birkaç ay önce gelen Ukrayna krizi, bize, yüz yıl önceki pek çok karakteristik olgunun “modern” ve “yüksek-teknolojik” dünyamızda hâlâ var olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, gözler Ukrayna ve zayıf düşmüş Rus emperyalizminin üzerindeyken, daha tehlikeli bir rekabet, Pasifik’te, ABD emperyalizmi (ve “müttefikleri”) ile Çin emperyalizmi (yıl sonunda Amerikan emperyalizmini geçmeye başlayacak olan) arasında gelişiyor.
Kapitalizmin giderek daha da gericileşen varlığıyla ve savaş yönündeki emperyalist itkiyle savaşmanın tek yolu Bolşevik-Leninist bir enternasyonali yeniden inşa etmektir. İlk dönemindeki Komintern gibi bir enternasyonali inşa etmeye hazırlanma işi, ancak geçmiş mücadelelerin derslerinden öğrenerek ve onları bugünün mücadeleleriyle kaynaştırarak yerine getirilebilir.
Size bu 1 Mayıs mesajını, bu büyük ve yaşamsal görevi yerine getirmekte birlikte önemli bir rol oynayabileceğimiz ümidiyle gönderiyoruz.
Bolşevik-Leninist selamlarla
Iranian Revolutionary Marxists' Tendency [İranlı Devrimci Marksistler Eğilimi]
link: Iranian Revolutionary Marxists' Tendency, IRMT’den Marksist Tutum’a 1 Mayıs Mesajı, 30 Nisan 2014, https://eski.marksist.net/node/3441
"İranlı Devrimci Marksistler Eğilimi"nden 1 Mayıs mesajı
Iranian Revolutionary Marxists’ Tendency گرايش مارکسيستهای انقلابی ايران |
28 April 2013
Sevgili yoldaşlar,
Büyük Buhrandan sonraki en büyük ekonomik krizin beşinci yılına girerken görüyoruz ki, tüm dünyada işçi sınıfı ve diğer sömürülen katmanlar ve ezilen halklar yüz yüze kaldıkları pek çok engele rağmen cesur ve kararlı mücadelelerini sürdürüyorlar.
Emperyalistler bazı başarısızlıklara uğradılarsa da dış müdahalelerini, saldırılarını ve istilalarını sürdürmek için yeni planlar hazırlama fırsatı da buldular. “İçeride” sadece “kendi” işçilerinin süregelen sömürüsünü devam ettirmekle kalmayıp sömürü oranlarını yükselttiler, ücretlerde ve yan ödemelerde kesintiler yaptılar, emeklilik maaşlarını tırpanladılar ve işçi sınıfının yaşamının her yönüne saldırdılar. Sendikaların ve “sosyalist” ya da “işçi” partilerinin geleneksel liderliğinin, onyıllardır biriktirilen kazanımları savunmada ya etkisiz kaldıklarını ya da bu saldırılara iştirak ettiklerini, hatta bizzat inisiyatif aldıklarını gördük.
Aynı zamanda, bu reformist liderler karşısında sözde “devrimci sosyalist” alternatifin de kendi krizinin daha derinlerine battığını gördük. Tam da şimdi, Bolşevik-Leninist bir enternasyonali yeniden inşa etme görüşü, kestirme yollar ya da hazır yanıtlar arayanlara iç karartıcı görünebilir. Dünya proletaryasının devrimci önderlik krizinin çözümünün unsurları önümüzde uzanıyor: işçi sınıfı içinde sabırlı, ciddi, tutarlı çalışma ve gündelik sorun ve mücadelelerin burjuvaziyi yıkma nihai hedefine bağlanması. Eminiz ki, geçmiş mücadelelerin derslerinden öğrenerek, onları bugünün mücadeleleriyle birleştirerek, ilk dönemindeki Komintern gibi bir enternasyonalin hazırlık çalışması başarılabilir.
Size bu 1 Mayıs mesajını, bu büyük ve hayati görevi başarmada işbirliğini sürdürebilme umuduyla gönderiyoruz.
Bolşevik-Leninist selamlarımızla,
İranlı Devrimci Marksistler Eğilimi
link: IRMT, "İranlı Devrimci Marksistler Eğilimi"nden 1 Mayıs mesajı, 28 Nisan 2013, https://eski.marksist.net/node/3232
Aile ve Korku
1 Mayıs’ta İstanbul’da Taksim Meydanı alabildiğine coşkulu bir kalabalıkla, hınca hınç dolmuştu. İşçiler, emekçiler, toplumun bütün ezilen kesimleri, taleplerini haykırmak için toplanmışlar ve Taksim Meydanı’na üç koldan yürümüşlerdi.
Bu yıl, 1 Mayıs’a ilk defa katılan işçilerin sayısı da oldukça fazlaydı. Bu alana gelmeye karar verdikten sonra, o günün nasıl geçeceğini merak eden işçilerin heyecanı artıyor ve belki de içlerini hafiften de olsa bir korku sarıyordu. Belki de ilk defa haksızlıklara karşı alanda bir araya gelecek ve binlerce işçi ve emekçiyle aynı şeyleri haykıracaklardı. Günler geçtikçe, televizyonlarda şiddet görüntüleri yayınlandıkça, “acaba ne olacak?” sorusu kafaları daha fazla meşgul etmeye başlıyordu. Heyecanın yerini kararsızlık alıyordu.
Bu kararsızlığın nedeni, devletin korku yaratma politikaları ve bu politikalardan etkilenen ailelerdi. Sermaye devletinin medyası, günler öncesinden üzerine düşen görevi yapıyordu. Olaylar çıkacağı ve ortalığın karışacağı düşüncesini yayıyordu. 1 Mayıs’a “katılmayın” diyordu. Ailelerse, 1 Mayıs’a gidecek çocuklarına “başına bir iş gelir” diyerek izin vermiyordu. Korkuya kapılan aileler, çocuklarının 1 Mayıs’a ve bu tür eylemlere katılmalarını istemiyorlardı. Kimisi sütünü helâl etmiyor, kimisi çocuğunu evlâtlıktan reddediyordu.
Her şeye rağmen birçok işçi bütün bu engelleri aşıp, işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’a katıldı. Bu işçiler alanda gördükleri kalabalık ve coşkunun da etkisiyle zincirlerini kırmış olmanın haklı gururunu yaşadılar. Devletin yaydığı korkuyu yenmişlerdi. Bir günlük de olsa özgürlüğün tadına varıyorlardı.
Devlet, tüm kurumlarıyla adaletsiz bir yaşamı kabul etmemiz için bizi ikna etmeye çalışıyor. Sermaye partileri, medyası, yasaları, mahkemeleri, askeri ve polisi ile bizim üzerimizde etkili olmaya çalışarak bütün bu haksızlıklara boyun eğmemizi istiyorlar. Sermaye partileri bizi kandırıyor, medya kafamızı karıştırıyor, mahkemeler ve kolluk kuvvetleri bizi korkutuyor. Bunlarla beraber işçi aileleri de bu korkudan nasibini alıyor. Ailelerimiz, daha biz çocukken bu yasaklara alışmamızı ve “vatana-millete hayırlı” olmamızı, birer köle gibi fabrikalarda ezilmeye isyan etmememizi istiyorlar.
Devlet, toplumun bütün kesimleri üzerinde estirdiği terör yüzünden, insanların üzerinde öyle bir korku yaratmış ki, bu korku asırlardır aşılamamış durumda. Bu korkuyla yaşamaya alışan kuşaklar, kendi çocuklarına kendileri gibi yaşamalarını öğütlemişler, başka bir şeyi değil. Ondandır ki bugün hak arama mücadelelerinde yerimizi almaktan çekiniyoruz. Böyle bir mücadeleye kalkıştığımızda, ilk önce karşımıza ailemiz çıkıyor. 1 Mayıs’tan bir gün önce, hizmet sektöründe çalışan iki çocuk annesi bir işçinin yaşlı kaynanası, akşamdan evine geliyor ve diyor ki “sakın yarın bir yere gitme, gidersen bana kim bakacak, ben yalnız kalamam”. 1 Mayıs’a gideceğini söyleyen genç bir işçi de babasından şu sözleri işitiyor: “Hayır hiçbir yere gidemezsin, eğer gidersen akşam bu eve ayak basamazsın!” Bir anne ise 1 Mayıs’a gitmek isteyen kızına, “sana sütümü helal etmiyorum, istersen git” diyerek engellemeye çalışıyor. Üzerine kapı kilitlenen, dayak yiyen ve daha birçok yasaklama ve baskı ile karşılaşan gençler işçi ailelerinin çocuklarıdır.
İşçi sınıfının gençleri korku duvarlarını aşıyor ve hak arama mücadelelerinde yerini alıyor. Baskı altında tutulan gençlerin “görmeyin” denilen gerçekleri görmelerini engellemek artık mümkün değil. Bu ülkede de, dünyada da işçi ve öğrenci gençler sokaklara çıkıyorlar ve bu düzene öfkelerini haykırıyorlar. Baş kaldırıyor insanlık, içinde bulunduğu duruma. Sen köşesinde öyle sessiz kalan işçi kardeş, haydi, yasakları aşma sırası sana geldi. Bu düzeni ortadan kaldırmak için senin de öfkene ihtiyacımız var. İsyan bayrağını birlikte yükseltelim!
link: Gazi Mahallesi’nden bir işçi, Aile ve Korku, 19 Haziran 2012, https://eski.marksist.net/node/3035
Devrimci Tutsaklardan Marksist Tutum’a 1 Mayıs Kutlaması
Erzurum Cezaevindeki devrimci tutsakların, Marksist Tutum şahsında tüm dünya proletaryasının 1 Mayıs’ını kutlayan umut, coşku ve mücadele azmiyle dolu mektuplarını aşağıda yayınlıyoruz. Biz de onların ve onların şahsında tüm devrimci tutsakların 1 Mayıslarını kutluyor ve her birini özgür bir dünya inancıyla, devrimci coşku ve dostlukla selamlıyoruz.
1 Mayıs, Yek Gulan
Maviliğin sonsuzluğuyla Uçsuz bucaksız Yıldızlar tarlası Ve kirletilen bir yeryüzü Düzenin çürümüşlüğüyle Nükleer felaketlerle boğuşan Doğanın gazabına uğrayan İşkence tezgahlarından geçen Asılan, vurulan Sömürülen, inkar ve sürgün edilen Katliam, soykırım ve zulme uğrayan Yürekleri tutuşan Dilleri kurumuş Gözleri kan çanağına dönmüş Fabrikada, tarlada Madende, inşaatta Ölümün rengiyle karşılaşan ve tadan İşi elinden alınan Açlığa terk edilen İşçiler, emekçiler Ve ezilen halklardır Dünyanın gerçek sahipleri de Yine onlardır İnsanların insanca yaşayacakları Sınırsız, sömürüsüz, sınıfsız Ve çocukların yüreğine Kurşunların sıkılmadığı Yeni bir dünyayı da kuracak olan Onların kendileridir… Kimi dönekler boyun eğer Kimisi sendikal bürokrasiyle, Emeği asalaklara peşkeş çeker Ve çakal sofrasına Meze olur Kimisi de önlerine atılan Kemiğin yalayıcısı olup İşçileri emekçileri Sırtından hançerleyerek Sermaye çarkının Yağlayıcısı olur Asırlardır Sömürgeci düzen İnsanı öğütüp Tüketmeye devam etti Hep insan kanını emerek Çarkını döndürdü 1885’te Ezilenler Chicago’da Ezenlerle kavgaya durdu Oluk oluk kan aktı Binbir bedel ödeyerek Büyük bir mevzi kazanıldı Ezilenler toprağa düşen Tüm kızıl yüreklerin Hesabını sordu Hesabını sormaya Devam ediyorlar 1889’da Proleter yürekler birleşir Sermaye düzen bekçileri vurdukça Proleterler Safları sıklaştırdılar Her faşist saldırıda Kenetlenip çelikleştiler Ustaların ışığıyla Suyunu alarak Sertleştirdiler Düzenin zulmüne karşı Daha da büyüdüler Bilinçlenip örgütlendiler Ve sınıf kavgasını Büyütmeye ant içtiler 1 Mayıs, Yek Gulan Emeğin ve onurun sahiplendiği Sınıf mücadelesini yükseltmenin Birlik dayanışma ve kavgayı büyütmenin adıdır… 1 MAYIS Kızıl yüreklerin sel olup alanlara akarak Özgür yarınlara sıkı sıkıya Sarılmanın günüdür… Biz Devrimci Sosyalist tutsaklar Yüreğimizi size gönderiyoruz Yüreğinizle birleştirip Alanlara hep birlikte İnsan seli olup akalım Kızıl güneş avcumuzun içindedir…
Bu inançla siz dostlarımız olan Marksist Tutum'un tüm emekçilerinin şahsında tüm dünya proletaryasının 1 Mayıs direniş bayramını yürekten kutluyoruz. Cejna Yek Gulan ji boyna we u karkerân hemo cihanera piroz be.
1 Mayıs'ın tüm kızıl karanfillerinin şahsında 6 Mayısta Denizleri, 18 Mayısta komünist önder İbrahim Kaypakkaya'yı, Enternasyonal Haki Karer'i, ateşin ve güneşin çocukları olan dörtleri, devrim ve sosyalizmin tüm kızıl yüreklerini saygıyla anıyoruz, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Yüreğimizin olanca sıcaklığıyla, umutla, dirençle ve sevgiyle o proleter yüreğinizi selamlıyoruz. Sevgi ile, umut ve inatla kalın. Serkeftin.
Yaşasın 1 Mayıs, Biji Yek Gulan!
Yaşasın devrimci enternasyonal dayanışma ve proletarya kardeşliği!
Yaşasın devrim ve sosyalizm!
Azad
------------------------------------
Sınıf Mücadelemizin Bayramı 1 Mayısınızı Komünarca Coşkumla Kutluyorum
Merhabalar sevgili dostlar,
Palandöken'in beyazlarından soyunup, baharın ve yeni başlangıçların yeşillerini kuşandığı eteklerinden, sizlere yazın ve umudumuzun güneşinin sarı sıcaklığını ve aydınlığını muştulayarak, sonbaharın ve sevdamızın kızıllığıyla dört mevsimden damıttığım komünarca selam ve sevgilerimi getiriyorum.
Her yeni yılla yenilenen uslanmaz yüreğimi, yeniden nakış nakış işlediğim büyük dünya komünü düşümüzün coğrafyamızda büründüğü yeşilli-sarılı-kızıllı Newroz serhildanlarının coşkusuyla sarıp sarmalayarak, 1 Mayıs alanlarındaki işçi-emekçi düşdaşların omuz omuza duracağı bayram halaylarına, tecritin beyaz esaretinden bir düşbaz sihiriyle sıyrılarak katılmanın heyecanı ve sevincini şimdiden yaşıyor ve paylaşıyorum.
Doğadaki yenilenmenin damarlarına Newroz Ateşi üfleyerek harlandırdığı sınıf mücadelemizin bayramı 1 Mayısınızı komünarca coşkumla selamlayıp kutluyorum.
Bedenim 16. 1 Mayısını esaret koşullarında karşılasa da, ruhum daima firari şekilde mücadele alanlarında düşdaşlarla el ele, omuz omuza olacak, olmaya devam edecek.
Bu duygularla, özgür yarınlarda, özgün mücadele mevzilerinde hep birlikte nice bayramlar kutlamak, nice zaferler karşılamak dileklerimle hepinize sonsuz başarılar!
Görüşünceye değin; sağlık, direnç ve umutla kalın!
Komünarca selamlar…
H.S.
link: bir grup devrimci tutsak, Devrimci Tutsaklardan Marksist Tutum’a 1 Mayıs Kutlaması, 18 Mayıs 2012, https://eski.marksist.net/node/3011
İstanbul’da Coşkulu ve Kitlesel 1 Mayıs!
Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı “birlik, mücadele ve dayanışma günü” olan 1 Mayıs’ta alanlara çıktı. Ülkeleri, dilleri ve renkleri birbirlerinden farklı olsa da, işçi sınıfı omuz omuza, kol kola, coşkuyla ortak taleplerini haykırdı, sloganlarla meydanları inletti. Kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla sokaklara akan işçiler, kapitalist sisteme olan öfkelerini dile getirdiler. Asya’dan Afrika’ya, Amerika’dan Ortadoğu’ya her yerde, “varım, vardım, var olacağım” dediler.
İşçi sınıfı yürüdü, mücadele türküleri söyleyerek. Milyonlarca insanın ölmesine neden olan emperyalist savaşlara dur demek için yürüdü. Kapitalist krizin faturasını ödememek için yürüdü. İşten atmaların, hak gasplarının önüne geçmek için yürüdü. Düşük ücretlere, uzayan çalışma saatlerine karşı koyabilmek için yürüdü. Doğayı ve insanlığı katleden nükleer santrallerin kapatılması için yürüdü. İşsizliğe, açlığa yoksulluğa, adaletsizliğe “artık yeter” demek için yürüdü. Bütün kıtalarda işçi sınıfı, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıp, eşitlik, özgürlük, kardeşlik sloganlarını haykırarak yürüdü. Yürüdü işçi sınıfı sınıfsız, sömürüsüz, barış ve özgürlük dolu bir dünya kurmak için.
Türkiye’de düzenlenen 1 Mayıs gösterilerine damgasını basan alan ise Taksim oldu. Ülke genelinde en kitlesel 1 Mayıs kutlaması Taksim’de yapıldı. Yüz binlerce insan sabahın erken saatlerinden itibaren kortejlerini oluşturmaya ve alanda yerlerini almaya başladı. Ülkenin birçok yerinden işçiler Taksim’e akın akın geliyor ve alan işçilerin ayak sesleriyle yankılanıyordu. Böylece yıllardır üzerinde durduğumuz ve dile getirdiğimiz “birleşik ve kitlesel 1 Mayıs” çağrısının anlamı ve önemi bir kez daha görülmüş oldu.
1 Mayıs kürsüsü işçilere bırakıldı. Sendika bürokratı konuşma yapmadı. Bunun yerine hazırlanan ortak metni iki direnişçi işçi okundu. Ayrıca bu metin daha sonra Kürtçe olarak da okundu. Kürsüden şiirler ve marşlar söylenerek alan canlandı. Program, 1977’de Taksim 1 Mayıs’ında düzen güçleri tarafından katledilen 38 sınıf kardeşimiz için saygı duruşuyla açıldı. Burada katledilenlerin adları tek tek okundu, alanı hınca hınç dolduran kitleler “aramızda” diyerek karşılık verdiler.
Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!
Kapitalist Sömürüye ve Emperyalist Savaşlara Karşı Mücadele Bayrağını Yükselt!
İstanbul’dan bir grup Marksist Tutum okuru işçi
link: İstanbul’dan bir grup MT okuru işçi , İstanbul’da Coşkulu ve Kitlesel 1 Mayıs!, 2 Mayıs 2011, https://eski.marksist.net/node/2639
1 Mayıs ve Burjuva Demokrasisinin Sahtekârlığı
Bence sıradan gerçeklerin ötesinde bir dönemi yaşıyoruz. Saflar daha da belirginleşiyor, netleşiyor. Ayak oyunları ve sahtekârlık daha da göz önüne çıkıyor. Patronlar sınıfı tüm insanlığı bir karanlığa doğru götürüyor. Bölgesel çatışmalar, açlık, sosyal hak gaspları ve işsizlik gelecekte nelerin yaşanabileceğine kanıttır. Patronlar neden korkuyorlar 1 Mayıs’tan? Çünkü onlar, işçi sınıfının nasıl bir dünyada yaşadığını anlayıp kendilerine karşı daha bilinçli ve örgütlü mücadele etmeye başlamasından korkuyor. Çünkü birleşen işçiler tüm hayatın akışını etkileyecek gücü kontrol etmeye başlarsa burjuvazinin köhnemiş düzeninin sonu da görünmüş olur. Onun için ölümüne korkuyor ve daha da saldırganlaşıyorlar. Korkmakta haklılar.
1 Mayıs öncesinde televizyonlarda biz işçileri korkutmak ve evlerimize hapsetmek için gösterilenlerin fazlasını o gün alanlara çıkan bizlere yaşattılar. Ne oldu yani, şimdi biz yaptıklarımızdan ve gelecekte de yapacaklarımızdan vaz mı geçmiş olduk? Öyle mi olacağını zannediyor bu ödlek burjuvalar? Bu şirazesi bozuk burjuva zalimliği herkese tekrar ders olsun. Bunlardan asla bir şey beklenemeyeceğinin ispatıdır yaşananlar. Bu şiddeti işçi sınıfına uygulayanlar sadece cop sallayan polisler değildir elbet. O gözü dönmüş polislere bunu emreden burjuva uşakları ve burjuvalar da bu zalimliğin esas sorumlusudur. Bu yazıya denk gelip okuyan bazıları, “ben bu tür işlere nasıl olsa hiç bulaşmayacağım” diyorlarsa, hiç merak etmesinler, “orantılı polis gücü” elbet seni bir gün bulacak ve senin orantısız hayalperestliğini bir güzel alaşağı edecektir.
Yürüyüşler, sloganlar, marşlar ve en önemlisi her şeye rağmen alanlara çıkan emekçiler bir şeyin ispatıdır. O da bütün baskılara ve yok etme girişimlerine karşı 1 Mayıs’ta somutlanan eşitlik ve özgürlük fikrinin, işçi sınıfından asla ve asla sökülüp alınamayacağı gerçeğidir. Özgürlük ve eşitlik talebimizi ne coplar ne savaşlar ne de yalanlar unutturabilmiştir. 1 Mayıs ayrı dillere, ayrı dinlere, ayrı ırklara ve ayrı kültürlere sahip işçi sınıfının aynı talepler etrafında mücadele etme ve birleşme günüdür. Bu köklü dava tüm dünya işçilerini ileriki yıllarda daha da derinlerinden kavrayacaktır.
Bazen arka arkaya, seri halde söylenmiş sloganlar, anlamından uzaklaşıp basit bir sözcük tekrarına dönüşüyor. Bizce işçi sınıfının bir parçası olan herkes, 1 Mayıs’ın ne demek olduğunu eninde sonunda kavrayacaktır. Emekçi sınıflar burjuva yalan dolanlardan uzaklaşıp, bilinçlenmeye ve birbirine güvenmeye başladığında geçmişimizden devraldığımız ve bugün bizim de söylediğimiz birçok şeyi çok daha iyi anlayacaklar. 1 Mayıs işçilerin uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Hem uluslararasıdır, tüm dünya işçilerini bütün farklılıklarıyla kapsar, hem dünyadaki tüm işçilerin birliğini ve çıkarını patronlara karşı savunur, ayrıca bu işçilerin ve emekçilerin dayanışmasını ifade eder.
Sınıf düşmanlarımız olan burjuvalar kendi işlerini yapıyorlar, saldırıyorlar. Biz işçi sınıfı da kendi işimizi yapalım, örgütlenelim. Kimsenin saflığa düşüp sınıf düşmanlarımızdan beklentisi olmasın. Onların attığı bombalar, salladığı coplar bizim bilincimizi ve sınıf kinimizi biliyor. Onlar bitecek biz büyüyeceğiz, gelişeceğiz. Bu tarihin gösterdiği yoldur. Burjuvaziyi ve onun köhnemiş sömürü düzenini, biz örgütlü işçi sınıfı, bir daha geri dönmemek üzere sadece Taksim’den değil bu dünyadan sileceğiz. Onların geçek korkuları budur ve korkmakta haklılar.
Yaşasın İşçilerin Uluslararası Mücadele Birliği!
Yaşasın 1 Mayıs!
link: Gebze'den bir işçi, 1 Mayıs ve Burjuva Demokrasisinin Sahtekârlığı, 3 Mayıs 2008, https://eski.marksist.net/node/1784
Sosyalist Bir Dünyayı Hep Birlikte İnşa Edelim
Merhaba arkadaşlar,
Pek çoğumuz çalışmaktan fırsat bulamadığımız için ya da fırsat bulsak da paramız yetmediği için bu güzel şehirde yaşayıp da tadını çıkaramıyoruz. Fakat patronlar bizim suyumuzu sıkarak hayatlarını zevk ve sefa içerisinde yaşıyorlar. Boğaz kenarındaki villalarında manzaranın tadını çıkarıyorlar. Boğaz’ın karşısında kahvelerini denize karşı yudumlayıp, eğlencelerini yapıyorlar.
Onların her gün gördükleri bu manzarayı doğma büyüme İstanbullu olmama rağmen ancak uzun bir aradan sonra görme şansı elde ettim. Ama böyle sevindiğime bakmayın, aslında sadece vapur ile Kadıköy’den Eminönü’ne geçme fırsatını buldum. İstanbul’un ne kadar güzel bir şehir olduğunu bu kısacık seyahat bana bir kez daha hatırlattı. Boğazını, denizini, manzarasını ne kadar da özlemişim! Hani bu güzelliklerin kıyısında yaşayıp da bu güzelliklerden mahrum bırakılmak da cabası diye düşündüm. Bizi bu güzelliklerden mahrum edenlere hıncım bir tarafa, yaklaşık 20 dakikalık vapur seyahati keyfine dalmışım. Haydarpaşa, Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, martılar, deniz, mavi sular hepsi birbirinden güzel, gözlerimi kocaman açmış izlerken bir ses tüm dalgınlığımı aldı. “Efenim merhaba” diyen adam başladı elindeki limon sıkma makinesinin marifetlerini anlatmaya. Keyfime de limon sıkmıştı yani. Şimdi nereden çıkmıştı bu adam ne güzel manzarayı izliyordum, mahvetti üç kuruşluk keyfimi diye düşünürken dikkatimi çekmişti bir kere, dinlemeye başladım. Canla başla elindeki makinenin marifetlerini anlatıyordu. Bu arada makine dediğime de bakmayın. Öyle güzel anlattı, öyle güzel örnekledi ki, etkisinde kalmışım. Basit bir aletti işte. Böyle bir alete ihtiyacım olmadığı halde, bana bile “benim bu alte ihtiyacım var” diye düşündürttü. Sonuçta almadım, ama alan birçok kişi oldu. Benim gibi, “alsam mı” diye düşünen birçok kişi de olmuştur.
Adamın tek bir derdi vardı sonuçta; herkes gibi evinin geçimini sağlayabilmek. Belki de bunu günde onlarca defa anlatmak zorunda. Tıpkı bizim, fabrikalarda makinelerin başında her gün aynı işi defalarca yapmak zorunda olduğumuz gibi. İhtiyacımız olmayan bu aleti alma isteği yaratan bu adam aslında biraz düşününce çok şey anlatıyordu bize. Eminim ki o da bizler gibi çalışma koşullarından memnun değildir. Bizim hayretle baktığımız manzaranın farkında bile değildir. Zaten bu dünyada burjuvalar haricindeki hiç kimse hayatından memnun değil. Şu kısacık ömrümüzde daha güzel yaşamayı hangimiz istemeyiz ki?
Bizler fabrikalarımızda, mahallelerimizde, evlerimizde yani hayatımızın her yerinde başka bir dünyanın mümkün olduğunu bıkmadan, tekrar tekrar anlatmalıyız işçi kardeşlerimize. Herkese anlatmamız gereken, açlığın, işsizliğin, savaşların ve dünyadaki tüm kötülüklerin sorumlusunun patronlar sınıfı olduğudur. Burjuvaların defterinin dürülmesinin tek yolu ise bu uğurda tüm işçi kardeşlerimizin örgütlü mücadeleye katılmasıdır. Çünkü bizi kurtaracak tek şey, birlikte mücadele ederek kapitalist sistemi ortadan kaldırmak ve onun yerine denize, ekmeğe, sevgiye ve insanın ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olduğu sosyalist bir dünyayı inşa etmektir. Bence bugün için insan olmanın temel kuralı bu sosyalist dünyanın inşasında yer almaktır. Aksi takdirde biz de bu çürümüş kapitalist sistemle birlikte insanlıktan çıkıp barbarlaşırız.
link: Kartal’dan MT okuru bir işçi, Sosyalist Bir Dünyayı Hep Birlikte İnşa Edelim, 26 Nisan 2008, https://eski.marksist.net/node/1781
Haklar Mücadele Ederek Alınır!
Geçtiğimiz günlerde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, 1 Mayıs’ın tam veya yarım gün tatil olması için çalışma yaptıkları yönünde bir açıklaması yer almıştı gazetelerde. Çalışma Bakanının açıklamasının SSGSS yasasının yasallaşma sürecinde ve 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılması tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, işçi ve emekçilerden gelecek tepkileri yumuşatmak için yapılmış bir girişim olduğu çok açıktı. Ardından AKP de dahil meclisteki partilerin neredeyse tamamı, 1 Mayıs’ın tatil ilan edilmesi yönünde kanun teklifleri verdiler. Sonunda Bakanlar Kurulu bu teklifleri “değerlendirdi” ve 1 Mayıs’ın tatilsiz bir “Emek ve Dayanışma Günü” olmasına karar verdi. Taksim’i ise “unutun” dedi. “Birlik”, “mücadele”, “işçi” gibi sözler AKP’de alerji yarattığından, 1 Mayıs sadece emek ve dayanışma günü oluverdi. Sanki AKP lütfetmeseydi öyle bir gün olmayacaktı ve işçiler tarafından kutlanmayacaktı! Ama olsun, böylece AKP, işçi düşmanlığında sınır tanımadığını bir kez daha göstermiş oldu.
İşçi sınıfı tarih sahnesinde yer aldığı günden beri, elde ettiği tüm kazanımlar için mücadele etti, bedel ödedi. Ve elbette elde ettiği kazanımları da ancak mücadele ettiği sürece koruyabildi. 1 Mayıs’ın doğuş tarihi olan 1886 yılına kadar, kapitalizmin en gelişmiş ülkesi olan İngiltere’de bile işçiler günde 16 saat çalıştırılıyordu. 1886 yılında Amerikan işçi sınıfı 8 saatlik iş günü mücadelesinin fitilini ateşledi. İşçiler, “8 saat çalışma, 8 saat uyku ve 8 saat canın ne isterse” diye mücadeleye atılmışlardı. Amerikan işçi sınıfı 8 saatlik iş günü uğruna çok ağır bedeller ödedi. Yüzlercesi hapislere atıldı. Düzmece iddialarla mahkemeler kuruldu ve Albert Parsons ile Agustus Spies’ın da aralarında bulunduğu 5 sosyalist işçi önderi asıldı.
O dönemde işçi sınıfının uluslararası örgütü olan II. Enternasyonal 1890 yılında 1 Mayıs’ın tüm dünyada kutlanması için karar almıştı. O tarihten beridir her 1 Mayıs günü işçi sınıfı dünyanın dört bir yanında alanlara çıkıp 1 Mayıs’ı kutluyor. 1 Mayıs dünyanın birçok ülkesinde işçiler için resmi tatil aynı zamanda.
Türkiye’de ise, işçi sınıfı 1 Mayıs’ı sokakta ve alanlarda kutlamak için uzun yıllar beklemek zorunda kalmıştır. Kemalist bürokrasinin tek parti diktatörlüğü döneminde, 1935 yılında çıkartılan bir kanunla 1 Mayıs “Bahar Bayramı” olarak ilan edilmiştir. Ama 1 Mayıs resmi tatil olmasına rağmen işçilere ücret ödenmemiştir. Ayrıca 1 Mayıs tatil olmasına karşın kutlamalar çok dar işçi gruplarıyla yapılmak zorunda kalınmıştır. İzleyen yıllarda baskılar iyice arttırılmıştır. İkinci Dünya Savaşı süresince ve 1950 yılına kadar 1 Mayıs’ın kutlanması yasaklanmıştır. 1951 yılında ise, işçilere yarım günlük ücret ödemesi yapılmaya başlanmıştır. 1956 yılına gelindiğinde ise 1 Mayıs’ta işçiler tam gün ücretli izinli sayılmıştır. Ancak ne 1951’de ne de 1956’da, 1 Mayıs kutlamaları kitlesel ölçekte yapılamamıştır.
Ama bu olumsuz tablo 1970’lerde değişecekti. 1 Mayıs, 1976 yılından itibaren kitlesel bir şekilde kutlanmaya başlayacak ve işçi sınıfı 1977 1 Mayıs’ında 500 bin kişiyle Taksim’e yürüyecekti. Hem de o gün tatil olduğu için değil, işçi sınıfı örgütlü bir biçimde birlik, mücadele ve dayanışma gününe sahip çıktığı için! 1 Mayıs 1977, 500 bin işçi ve emekçinin katılımıyla kutlandı. 1980 askeri faşist darbesinden sonra ise 1 Mayıs kutlamaları yıllarca yasaklandı.
Aradan onca zaman geçmesine rağmen, 2008 Türkiye’sinde değişen pek bir şey yok. 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerin ezici bir çoğunluğu alanlara çıkamıyor. Çünkü işçi sınıfı alabildiğine örgütsüz ve bilinçsiz durumda. İşçi sınıfı geçmişte verdiği örgütlü mücadeleler sonucunda birçok mevzi kazanmıştı. Ancak mücadele dalgasının geri çekildiği yıllardan başlayarak kazanımlarını birer birer kaybetti. Çalışma koşulları 1800’lü yılların koşullarına geri döndü adeta, iş saatleri alabildiğine uzatıldı ve çalışma koşulları ağırlaştırıldı. Sendikalı işyerlerinde bile çalışma saatleri 12 saatin üzerinde. İşçi sınıfı geçmiş mücadele deneyimlerini örgütlü güce dönüştürmeden bu koşulları değiştiremez. 1 Mayıs’ı biz işçilere burjuvazinin kendisi veya bir bakanı hediye etmedi. 8 saatlik iş gününe sahip çıkmak için, işgününü daha da kısaltmak için, 1 Mayıs’ın yeniden tatil olması için, birlik için, dayanışma için haydi 1 Mayıs’a, örgütlü mücadeleye!
link: MT okuru bir işçi, Haklar Mücadele Ederek Alınır!, 22 Nisan 2008, https://eski.marksist.net/node/1772
Hep beraber mücadeleye!
Çoğunuzun bildiği gibi 1 Mayıs, işçi ve emekçilerin burjuvaziye ve kapitalist sisteme karşı mücadeleyi yükselttiği günlerden biridir. Burjuvaziye karşı alanlara çıkıp ona gücümüzü gösterdiğimiz bir gün. Ama ne yazık ki, 2007 1 Mayıs’ında (özellikle 1977 1 Mayısının otuzuncu yıldönümünde) Türkiye işçi sınıfı bu gücünü kendi burjuvazisine gösterememiştir. Açlığın, yoksulluğun, sefaletin, işsizliğin ve sömürünün iyice arttığı ve bir üçüncü dünya savaşının kapıda beklediği şu günlerde 1 Mayıs’ta alanların dolması daha da anlam kazanmışken, işçi sınıfı bunu gerçekleştirememiştir.
1980 öncesinde yükselen işçi hareketi ile kazanılan haklarımız elimizden teker teker alınıyor. İşçilerin mücadele ile kazandıkları, gerektiğinde canlarını feda ederek elde ettikleri haklarının çoğu artık yok! 1977 1 Mayısında İstanbul’un nüfusu dört milyondu ve alanda beş yüz bin kişi vardı. 2007 1 Mayısında nüfusu on beş milyon civarında olan İstanbul’da meydanlarda otuz bin kişi dahi yoktu! Bu bile sınıf hareketinin ne kadar geride olduğunu ve kazanımların neden kaybedildiğini gösteriyor.
1800’lü yılların sonlarında Amerikan işçi sınıfının sekiz saatlik işgünü talebiyle yükselttiği ve canlarını vererek kazandıkları bu anlamlı günün değeri çok büyüktür. İşçi sınıfı her 1 Mayıs’ta bütün dünyada alanları doldurarak taleplerini haykırmakta ve burjuvaziye karşı gücünü göstermektedir. Ama çoğumuz 365 günün bir gününde bile kendi taleplerimizi haykırmak için meydanlara çıkmaktan kaçınıyoruz.
Fakat burjuvazi bir sınıf olduğunu ve karşısındakinin onun sonunu hazırlayacak işçi sınıfı olduğunu hiç unutmuyor. Her sene olduğu gibi bu sene de 1 Mayıs için olağanüstü önlemler aldı ve uyguladı. Kolluk güçlerini yine alanlara çıkılmasını önlemek için ve alanlara çıkanları korkutmak için kullandı. Medyanın günler öncesinden yayınlamaya başladığı çatışma görüntüleri aracılığıyla insanlar korkutulmaya çalışıldı. Ve bunda da başarılı olundu. Ama korkunun ecele faydası yok. İşsizlik bize, açlık bize, sefalet bize, sömürü bize, 403 liralık asgari ücret bize, savaşta cephede ölmek bize, para için bedenimizi satmak bize, organ mafyası bize ve daha yazamadığım nice pisliğiyle bu aşağılık ve çirkef düzende yaşamak ve inleye inleye ölmek bize. Evet, işçi ve emekçi kardeşlerim, bunlar kaderimiz değil! Bütün bunlar yaşadığımız kapitalist sistemdir! Dünyanın büyük bir kısmı bu sefaleti yaşarken, küçük bir asalak gurubu bütün zenginliği paylaşıyor. Kaderimiz kendi ellerimizdedir. Önümüzde iki seçenekten başka bir yolumuz yoktur. Ya bu aşağılık sistemi ortadan kaldırmak için birleşip örgütlü mücadeleye girip, onurlu bir yaşam süreceğiz ya da önümüze ne konursa onunla yetinip onursuz bir yaşam süreceğiz. Seçimini birincisinden yana yapan biri olarak, gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için hep beraber mücadeleye diyorum.
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Yaşasın İşçilerin Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs!
link: MT okuru işsiz bir işçi, Hep beraber mücadeleye!, 10 Mayıs 2007, https://eski.marksist.net/node/1518
Tüm Baskılara ve Polis Terörüne Rağmen 1 Mayıs
1977’den 2007’ye kadar geçen 30 yıl, bu topraklarda işçi sınıfının ne durumda olduğunu gözler önüne seriyor. Hepimiz biliriz 1 Mayıs’ın işçi sınıfının düzene karşı gücünü, örgütlülüğünü, birliğini sınama günü olduğunu. 1977 yılının 1 Mayısında Türkiye işçi sınıfı birlik olduğunda meydanları zaptedebileceğini görmüştü. Ama sorun sadece meydanları zaptetmekten ibaret değildi. Patronların tekelinde olan iktidarı zaptetmekti. Bu gerçeği ve bu gerçek karşısında nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini gösterebilecek bir önderlik yoktu o zaman. Ve bu, serpilip gelişen Türkiye işçi sınıfı için çok ağır sonuçlara yol açtı. Üzerinde gidilmesi gereken raya bir türlü oturamayan işçi sınıfı hareketi, bu durumdan yararlanan burjuvaziye büyük bir fırsat verdi. Hemen kolunu sıvayan burjuvazi, askeri gücünü yardıma çağırarak, 1980’in 12 Eylülünde bir karşı-devrimle işçi sınıfını ezmiş ve uzun yıllar sürecek bir karanlığın içine hapsetmeyi başarmıştı.
30 yıl! İşçi hareketinin güçlendiği o yıllarda gerçek bir Bolşevik önderlikten yoksun olan işçi sınıfının 30 yıldır başı eğik. Bu kadar yıl içinde elbette başını doğrultma denemelerinde bulunmayı ihmal etmedi. Ama bu denemelerden gerekli sonuçlar çıkararak bunları kendi kazanım hanesine yazmayı da başaramadı. Her geçen yıl örgütlülüğü eridi, küçüldü ve bugüne geldi. Sınıfın hafızası burjuva devletin ideolojik baskı araçlarının da katkısıyla büyük ölçüde silinmiş durumda.
Bu yılın 1 Mayısının daha iki gün öncesinde, Çağlayan meydanına bu kesimlerden birinin, üstelik darbeyi yapan tarafın çağrısı üzerine yüz binlerin doldurulması ve bunlar arasında işçi sınıfının unsurlarının da bulunması bu gerçeği gözler önüne serdi. Burjuvazi aynı mizanseni daha önce de 14 Nisanda Ankara’da sergilemişti. Alanda haykırılan ve bu kesimlerden en gerici olanının çıkarlarını yansıtan sloganlar, bilinçleri milliyetçilik zehrine bulanmış işçilerin ağzından da dökülüyordu. İşçiler düzen tarafından örgütlenerek alanlara doldurulmuştu. Alana ulaşmaları için her türlü kolaylık da sağlanmıştı.
Ama sıra işçi sınıfının kendi bağımsız sınıf çıkarları doğrultusunda sloganlarını haykıracağı, darbecilerin cezalandırılmasını talep edeceği 1 Mayıs’a gelince, bu kez şehrin bütün yolları kesildi ve işçilerin eylem alanına ulaşmaları onlarca kilometre uzaktan başlanarak engellendi. Milliyetçilik zehrini yeterince bulaştıramadığı işçileri biber gazıyla zehirleyerek dağıtmaya çalıştı egemen sınıfın polisi.
Taksim meydanında 30 yıl önce dökülen kanın hesabını sormak isteyen on binlerce kişi 1 Mayıs sabahının erken saatlerinden itibaren şehrin giriş çıkışlarının ve ana caddelerinin kontrol altına alınması nedeniyle alana ulaşamadı. Polisin tüm vahşetine rağmen işçilerin ve devrimcilerin alana girme ısrarı karşısında, valilik ilerleyen saatlerde temsilcilerden oluşan bir grubun kısa bir anmayla sınırlı olmak üzere alana girmesine izin vermek zorunda kaldı.
29 Nisandaki “Cumhuriyet mitinginde” kitlenin “güvenliğini” sağlayan polis, bu defa 1 Mayıs için alana girmek isteyen işçileri vahşi bir biçimde dağıttı. Önüne kim geldiyse, çocuk, yaşlı veya kadın olduğuna bakmadan copladı ve gaza boğdu. Düzenin koruyucusu olan polis, pek “demokrat” hükümetin emriyle, görevini layıkıyla icra etti. “Bugün 1 Mayıs’tı ve tehlikeli bir gündü. İşçiler savaşların, yoksulluğun ve açlığın gerçek nedenini kavrayabilir ve öfkesini maazallah kapitalizme kusabilirdi. Buna engel olunmalıydı. İşçilere bir kez izin verdin mi bir daha önü alınamayabilir ve tehlike büyüyebilirdi. 30 yıl öncesinin hesabını soracak kadar densiz olan işçilerin kafasına copu indirdin mi bak bakalım bir daha geçmişi hatırlayabilirler miydi?” İşte burjuva devlet böyle düşünerek tüm öfkesiyle saldırdı işçilerin ve devrimcilerin üzerine.
Çünkü burjuvazi ve onun devleti, bir gün işçi sınıfının öfkesinin önünü alamayacağından korkuyor. Yaptıkları katliamların hesabının sorulmasından korkuyorlar. Düzenlerinin tehlikeye girmesinden korkuyorlar. Burjuvazinin sahip olduğu zenginlikleri üreten işçi sınıfının, bu zenginliği gerçek sahiplerinin kullanımına sunmasından korkuyorlar. Hor gördükleri işçilerin yeter deyip dümeni ele almasından korkuyorlar. Onlarınki mülkiyetlerini koruma sevdası. Bizimkiyse sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünya yaratma sevdası. Onlar böyle gelmiş böyle gider diyorlar, biz böyle gitmesine izin vermeyeceğiz diyoruz. İşte büyük çatışma da buradan kaynaklanıyor.
1 Mayıs’ta İstanbul’da yapılan diğer bir miting ise Kadıköy’deydi. Düzen savunuculuğunu kendine iş edinmiş sendika bürokratları, burada da görevlerini yerine getirmeye çalıştılar. “Suskun Tük-İş istemiyoruz” diyerek bürokratları protesto eden Tuzla Deri-İş üyesi işçiler, yine sendika bürokratları aracılığıyla susturulmaya çalışıldılar.
Biz Marksist, enternasyonalist işçiler biliyoruz ki, işçi sınıfı asıl hedefine kilitlenip bu hedef doğrultusunda örgütlü gücünü yükselttikçe değil Taksim’i, tüm dünyayı kazanacaktır. Bunun içinse öncelikle dünyayı kazanmanın aracını yaratmak gerekiyor. Yaşasın bu aracı yaratma yolunda biz işçileri aydınlatan Marksizmin, Bolşevizmin ışığı!
link: İstanbul’dan bir MT okuru, Tüm Baskılara ve Polis Terörüne Rağmen 1 Mayıs, 2 Mayıs 2007, https://eski.marksist.net/node/1499
1 Mayıs mitingi Gaziantep’te de yapıldı
İstasyon meydanında yapılan kutlamalara 2 bin kişi katıldı. Türk-İş, DİSK ve KESK’e bağlı sendikaların katıldığı 1 Mayıs mitingine DTP, EMEP, ÖDP, SDP, İşçi Partisi, CHP gibi partilerin üyelerinin yanı sıra, ESP, Mücadele Birliği, Sosyalist Gençlik örgütleri de katıldı. Konfederasyonlara bağlı sendikaların üyeleri şubelerinin önünde toplanarak miting alanına yürüyüşe geçtiler. Şehir merkezinden alana yürüyüşe geçen işçiler, yürüyüş boyunca sloganlar atarak alana vardılar. Tümtis üyeleri belediye otobüslerinin özelleştirilmesine tepkilerini “Başkan ekmeğimizden elini çek”, “İş ekmek yoksa barış da yok” sloganları ile dile getirirken, Belediye-İş Sendikası üyeleri de işyerlerinde belediye başkanlarının sendikasızlaştırma ve sendika değiştirme baskılarına karşı tepkilerini ortaya koydular, Haber-İş üyeleri ise işkollarındaki özelleştirmelere dikkat çektiler. DİSK ve bağlı sendikalar “1976’dan 2006’ya 30 yıl” dövizleri ile alana girdiler. “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları ile alana giren işçiler, müzik eşliğinde halay çekerek türküler söylediler.
Gazetelerden ve televizyon haberlerinden de öğrendik ki, sendika bürokratlarımız ve adının başında komünist, işçi yazan bazı siyasi partilerimiz bu yıl da tüm Türkiye’de “başarı”yla 1 Mayıs kutlamalarını gerçekleştirdiler. Yani bu yıl da günü kurtardık, bunu da atlattık diye kutladılar. Yoksa işçi sınıfının ve tüm emekçilerin kapitalist sömürü altında ezildikleri, tüm hak ve özgürlüklerinin gasp edildiği günümüzde ne kutlanır ki? 1 Mayısların işçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadelesi olduğu gerçeğini gizlemek, proletarya enternasyonalizmini sadece dayanışma ve bayram günü haline getirmek konusunda onlar da sermaye kadar çabalıyorlar. Sermaye bir zamanlar 1 Mayıs’ı “bahar bayramı” yapmaya çalıştı. Olmadı. Türk-İş bürokratları sayesinde 24 Temmuzu işçi bayramı yapmaya çalıştılar. Yine olmadı.
İşçi sınıfının uluslararası mücadelesinin önüne set çekmeye çalışanlara, tarihten ders almayanlara, sermayenin peşinden gidenlere belirtelim; işçi sınıfı hareketinin karşısında ezilecek, kendi bataklığınızda boğulacaksınız.
Proletarya enternasyonalizmi bayrağı yükseldikçe, kapitalizmin mezar kazıcıları karşısında kaçacak yer de bulamayacaksınız.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Proletaryanın Uluslararası Mücadelesi!
link: MT okuru bir sendika uzmanı, 1 Mayıs mitingi Gaziantep’te de yapıldı, 4 Mayıs 2006, https://eski.marksist.net/node/1004




