Sayfalar
Nice Mücadele Dolu 1 Mayıslara!
Hoş geldin, işçi sınıfının uluslar arası birlik, mücadele günü. Hoş geldin, şanlı, umutlu, kızıl gün! Hoş geldin 1 Mayıs!
İşçi sınıfının tarihi şanlı mücadelelerle doludur. Şu an işçi sınıfı olarak sahip olduğumuz hakların hepsini, 8 Martlarda, 1 Mayıslarda, 15-16 Haziranlarda, kapitalist sınıfa karşı mücadele bayrağını yükseltmiş olan işçi kardeşlerimize borçluyuz. İşçi kardeşlerimizin canları uğruna kazandıkları bu haklara, işçi sınıfının birer üyesi olarak sahip çıkmazsak, burjuvazi gün be gün haklarımızı gasp ederek birer birer elimizden alacaktır, alıyor da.
1 Mayıs, umutlarımızın yeniden coştuğu, ruhumuzun devrimci derinliklerinin yeşerdiği, sınıfların ayrıştığı, netleştiği bir mücadele günüdür. İşçi sınıfının devrimci yönünü ortaya çıkaran, bir kez sınıf olarak doğrulduğunda neler kazanabileceğini ortaya koyan şanlı bir mücadele günüdür. Burjuva medya, mücadele tarihimize ne kadar dil uzatmış olsa da, işçi sınıfı olarak bize armağan edilmiş 1 Mayıslarımızın, 8 Martlarımızın enternasyonalist bir gün olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, bilmeliyiz de. Enternasyonalist bir gün, çünkü işçi sınıfının vatanı yoktur. İşçi sınıfının vatanı bütün dünyadır. Bu yüzden işçi sınıfının kazanımları, dünya işçi sınıfının kazanımlarıdır. İşçi sınıfına bu kazanımlar altın tepside sunulmadı, yılların mücadele geleneğinin, deneyimlerinin gölgesinde canıyla, kızıl kanıyla kazandı.
Burjuva akademisyenlerin, 1 Mayıs’ın tarihi hakkında yapmış olduğu bilinç çarpıtmalarına karşı uyanık olmalıyız. Bu yüzden işçi olarak tarihimizi bütün yönleriyle bilmek, burjuvazinin neden olduğu akıl tutulmasına izin vermemek zorundayız. Bilincimizi, burjuva ideolojisinin fırlattığı kurşunlara karşı korumalı, işçi sınıfının bilimi olan devrimci Marksizm hamuruyla yoğrulup, kurşun geçirmez hale getirebilmeliyiz. İşçi sınıfına yutturulan bahar bayramı safsatasına karşı, 1 Mayıs’ları adına yakışır devrimci bir disiplinle kutlamak boynumuzun borcu olmalıdır. Kapitalist sistem, işçi sınıfının mücadele günlerini, yıllarını öz anlamından uzaklaştırma konusunda uzmanlaşmış durumda. Dünyaya egemen olan sınıf hangisiyse, tarihi de kendi çerçevesinde oluşturur.
Günümüzde de coşkuyla kutladığımız, umutla beklediğimiz, 1 Mayıslar, 8 Martlar, 15-16 Haziranlar, işçi sınıfının geleceğine, mücadele rotasına yön vermelidir. Kapitalist sistemin doğa ve insanlık üzerinde yapmış olduğu tahrifatlar rayından çıkmış durumda. İşçi sınıfına sunulanlar, açlık, işsizlik, umutsuzluk, güvensizlik, bilinç bulanıklığı, daha birçok fiziksel ve duygusal yıkıntılardır. Artık tüm bunlara dur deme zamanı geldi. Bunun için işçi sınıfının, sürekli olarak bilincini, küçük-burjuva ve burjuva bilinçten uzak tutması gerekir. İşçi sınıfının tarihine, kazanımlarına, devrimci ruhuna sahip çıkmak, bu devrimci öfkeyi kapitalist sisteme karşı gün be gün büyütmek; saldırıları doğru yöntem, doğru zaman ve doğru tarzda püskürtmek gerekir. Ancak bu şekilde kapitalist sisteme karşı devrimci mücadele anlamlıdır. İşçi sınıfının teorisinin ve devrimci pratiğinin yaşatıcısı büyük önder Lenin’in de dile getirdiği gibi “1 Mayıs, uluslararası işçi hareketinin tarihiyle, bu hareketin barış ve sosyalizmin idealiyle ilişkili bir dilekler ve umutlar bayramıdır.”
YAŞASIN, DÜNYA İŞÇİ SINIFININ MÜCADELE GÜNÜ!
YAŞASIN, ÖRGÜTLÜ 1 MAYIS MÜCADELEMİZ!
link: Bir MT okuru, Nice Mücadele Dolu 1 Mayıslara!, 25 Nisan 2006, https://eski.marksist.net/node/999
1 Mayıs ve Sermayenin Saldırıları
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs bir kez daha tüm dünyada kutlandı. İstanbul’da ise güne damgasını vuran, 1 Mayıs kutlamalarının iki ayrı yerde yapılması oldu.
Bu topraklarda yaşanan 1980 darbesinin yol açtığı yenilgi sonucunda, devrimci hareketin işçi sınıfı örgütleriyle, sendikalarla bağları kopmuştur. 90’lı yılların başında, kopan bağları yeniden kurmak, kaybedilen mevzileri yeniden kazanmak için bir çaba içerisine girilse de, bu uzun ve zahmetli mücadelenin yükünü taşıyamayan devrimci hareket, sendikaları hain sendika bürokratlarının eline bırakmış ve sınıftan kopuk bir söylem geliştirmeye başlamıştır.
özellikle bazı merkezci grupların bir yandan birlikten dem vururken 1 Mayıslarda işçi sınıfının gündem ve taleplerinden uzakta gündeme getirdikleri ayrı 1 Mayıs kutlamalarına, geçtiğimiz yıllarda birçok kere tanık olmuştuk. Sözkonusu grupların sabırsız solcuları işçi sınıfının temel örgütleri olan sendikaların içinde sabırla yaratılabilecek militan bir mücadelenin yükünü ve sorumluluğunu almaktan kaçınmaktadır. İşçi sınıfının öncülüğünü yaratma iddiasında bulunan bu anlayışlar enternasyonalist devrimci görevlerinin gereğini yerine getirememekte, sol sekter lafazanlığa düşmekten de kurtulamamaktadır.
Bu seneki “iki ayrı” 1 Mayıs mitinginin niteliği geçen senelere göre farklılıklar taşıyor. İşçi sınıfına ihanette sınır tanımayan sendika bürokratlarının, kendi aralarındaki rekabetleri böylesi bir it dalaşına zemin hazırlamıştır. DİSK ve KESK tribünlere daha “sol” görünme çabaları içindeyken, Türk-İş çağlayan alanında tek başına borusunu öttürme fırsatı buldu. Kısacası sendika konfederasyonlarının gündemleri de işçi sınıfının talep ve gündemlerinden fersah fersah uzaktadır.
Türkiye de iki ayrı alan tartışması devam ederken, sermaye sınıfı Türkiye’de ve tüm dünyada işçi sınıfının uzun ve zorlu mücadelelerle elde ettiği, uğrunda ağır bedeller ödediği kazanımlarına çok yönlü saldırılar yöneltiyor. İşçi ve emekçilerin iş ve yaşam koşulları her gün biraz daha kötüleşiyor. Açlık, sefalet, işsizlik daha da korkunç boyutlara ulaşıyor, eşitsizlik derinleşiyor. Dünya coğrafyasının her santimetrekaresinde biz işçilerin emeği ile yarattığı değerlere el koyan burjuvazi, dünyayı paylaşmak için yürüttüğü savaşlarda biz emekçileri birbirimize öldürtüyor. Bu savaşlarda ölen ve sakat kalanlarımızdan çok daha fazlası iş kazalarında aynı kadere mahkûm ediliyor.
Yeryüzüne yayılmış milyarlarca işçiyiz. Kalabalığız ama henüz kendimiz için bir arada değiliz, bu yüzden kapitalist çarkların dişlileri arasında ezilen biziz. Kapitalist düzen öyle bir noktaya geldi ki savaş makinelerini, işkencelerini ve infazlarını, cellâtlarını ve kurbanlarını medyası aracılığıyla tüm dünyaya izletecek kadar pervasızlaştı. Afganistan, Filistin, Irak; tüm bu bölgelerde vahşet yoksul işçi ve emekçileri vuruyor.
Kapitalist dünya düzeninin yeni bir kriz dönemine girdiği açıkça görünmektedir. Emperyalist paylaşım kavgasının sıcak çatışmalara yol açtığı alanlar giderek genişliyor. Savaş onların savaşı olsa da ölenler hep bizleriz.
Dünya işçileri bir gün mutlaka kendi gerçekliğini kavrayacak ve değiştirme iradesiyle birleşecektir. 1917’nin o şanlı Ekim günlerinde silahlarını burjuvaziye doğrultan emekçi sınıflar tüm insanlığa kurtuluş yolunu göstermişlerdi. Onların gösterdiği yoldan yürümek ve yeni bir tarih yazmak görevi bizlerin omuzlarındadır.
link: Kartal'dan MT okuru bir işçi, 1 Mayıs ve Sermayenin Saldırıları, 30 Mayıs 2004, https://eski.marksist.net/node/312
Rekabetin Gölgesinde 1 Mayıs
Bu yıl 1 Mayıs’ı yine açlık, işsizlik, kriz ve savaş ortamında karşıladık. Dünya kapitalizmi 2000’li yıllarda içine düştüğü derin ekonomik bunalımdan henüz kurtulabilmiş değil. Irak’ta devam eden emperyalist işgal, Afganistan, Filistin ve dünyanın birçok yerinde yaşanan çatışmalar, emperyalistlerin yeni yerlere yönelik hazırladıkları saldırı planları kriz ortamının devam ettiğinin en açık göstergesidir. Bütün bunlara uluslararası burjuvazinin işçi sınıfının elindeki tüm sosyal, sendikal ve ekonomik haklarını gasp etmeye yönelik saldırılarını eklemeden geçemeyiz elbette.
İşçi sınıfı örgütsüzlüğünün sonucunda dünyanın her köşesinde kendisine yönelik saldırılara karşı henüz militan bir mücadeleyle cevap veremiyor. Bazı Latin Amerika ülkelerinde ortaya çıkan devrimci durumu, Enternasyonal düzeyde örgütlü, güçlü bir önderlikten yoksun olduğu için ne yazık ki lehine çeviremedi.
Türkiye’ye baktığımızda da durum pek de farklı değil. Yanı başımızda yaşanan emperyalist savaşa karşı işçi sınıfı gereken tavrı takınamamış, hatta sendikal bürokrasinin burjuvazinin iştahını kabartan pastadan pay almasına yönelik yayılmacı politikalarının kuyruğuna takılmasına karşı anlamlı bir direniş de gösterememiştir. Çıkarılan 4857 sayılı iş yasası, iş güvencesi yasası gibi yasal değişikliklerin getirdikleri, götürdükleri ortadayken adeta hiç sesi soluğu çıkmamıştır. Çalışma koşulları daha da ağırlaşmış, ücretler düşmüş, işsizlik yaşanan krizle birlikte kat be kat artmış durumda. Çalışma süreleri uzamış, bu da iş kazalarının ve ölümlerin artmasına neden olmuştur. Sendikasızlaştırmaya yönelik saldırılar artmış, sendikalaşmaya çalışan işçiler ise ya sarı sendika yada işten atılma arasında tercihe zorlanıyorlar.
İşçilerin bütün bunlara karşı taleplerini, tepkilerini alanlarda yükseltmesi ve 1 Mayıs gibi tarihsel bir mücadele gününe sahip çıkması bu koşullar altında her zamankinden daha da önemli bir hale geliyordu. Ancak sendika ağalarının 1 Mayıs öncesinde yarattıkları belirsizlik, 2004 1 Mayısına damgasını vurdu. 1 Mayıs öncesinde, öncü işçiler, sınıfın daha geniş kesimlerini ne tür taleplerle alanlara taşıyacaklarını, mücadeleyi nasıl daha militan bir temelde ve uzun vadeli olarak yükseltebileceklerini değil, 1 Mayısın nerde kutlanacağını tartışmak zorunda bırakıldı. DİSK ve KESK’in Taksim’e çıkacaklarını duyurmaları, TÜRK-İŞ’in ise izin verilen alan dışında kutlamaya katılmayacağını açıklaması oluşturuyordu bu belirsızliği. Elbette her şey bununla bitmiyor. “Taksim” sözcüğünü ağzında eveleyip geveleyenler, ne yükselen bir sınıf hareketinin basıncıyla hareket ediyorlardı ne de mücadeleyi yükseltme niyetiyle. Eğer kendilerine destek olan sol çevreler olmasaydı, girişimleri tam bir fiyaskoyla sonuçlanacaktı! Türk-iş ise kendi başına günü kurtarmaya yönelik bir eylemle 1 Mayısı kutlamaya dünden razıydı. Çünkü, dev kitlesiyle işçi sınıfının 1 Mayıs alanını sahiplenmesi burjuvaziyi nasıl korkutuyorsa, bu sendika ağaları da aynı korkudan nasiplerini alıyorlar. Bu korkudan ötürüdür ki, burjuvazi yıllardır, haftalar öncesinden 1 Mayısı karalamaya ve kitleleri alandan uzak tutmaya yönelik yayınlarla dolduruyor gazete köşelerini ve televizyon ekranlarını. Elbette bu sendika ağaları da hiçbir çalışma yapmayarak ve dahası kendilerine rağmen alanları dolduran işçilerin çoşkusunu baltalamaya dönük özel önlemlerle burjuvazinin bu kampanyasına çanak tutuyorlar.
Tüm bu yaşananlar zaten örgütsüz olan geniş işçi yığınlarının son ana kadar ne yapacakları konusunda yaşadıkları kararsızlığı açıklamaya yeter. Diğer taraftan bir çok fabrikada 1 Mayıs işçilerin gündemine bile girmedi. Bu durum, bilinçsiz şçilerin gözünde çatışma ortamı olarak canlanan 1 Mayısı artık bir de sendikaların girdikleri sidik yarışının simgesi olarak algılamalarını beraberinde getirir herhalde.
Tüm bunlara rağmen 1 Mayıs Saraçhane’de ve Abide-i Hürriyette alanlara çıkan 50.000 civarındaki bir katılımla kutlandı. Sendika ağaları bir 1 Mayısı daha kazasız belasız atlatmış olmanın huzuru ile evlerine dönerken, Abide-i Hürriyet ve Saraçhane’de alana çıkan binlerce işçi bu 1 Mayısta yan yana, omuz omuza duramamanın burukluğunu yaşadılar.
Yaşanan bu belirsizlik ve dağınıklık en büyük zararı elbette biz işçilere vermiştir. Çıktığımız alanda belki moralimiz bile bozuldu. Fakat içinden geçmekte olduğumuz dönemde moral bozukluğunu, hayal kırıklığını bir yana bırakıp mücadeleye dört elle sarılmak zorundayız. Bu durumun, hele biz öncü işçiler açısından hiç de sürpriz olmaması gerekir. Şu unutulmamalıdır ki, sendikaların tepelerine çöreklenmiş bürokratların gerçek yüzleri bir kez daha ortaya çıkmıştır sadece.
Bu 1 Mayısın öncü, devrimci işçilere adeta görevini bir daha atırlatan, omuzlarındaki yükün ağırlığını hissettiren tarafını da görmek gerekir. Sendikaların tepelerine çöreklenmiş bu bürokratlar varken asla boş durmak yok. Onların göstermelik çağrılarına kanıp rehavete kapılmak yok. İşçileri fabrikalardan alanlara taşıyacak olanlar bizleriz. Yine o alanlarda birleşerek bürokratları sendikalardan defetmek de, militan sınıf mücadelesini geliştirmek de, 1 Mayısı burjuvazinin dayatmalarından kurtarıp “özgürleştirmek” de, biz komünist işçilerin çabalarıyla mümkün olacak. Biz işçiler ancak sendikalarımıza sahip çıkıp örgütlülüğümüzü pekiştirerek sendikalarımızdan bu asalakları defedebiliriz. Sendikalarımızı ancak militan sınıf sendikacılığı perspektifiyle gerçek mücadele örgütlerine dönüştürebiliriz. Önümüzdeki 1 Mayısa kadar koca bir yılımız var. Üstelik bizler için mücadele ile geçecek bir yıl. Hiçbir şeyi son ana bırakmadan her gün, her yerde, her alanda, her işyerinde ve her sendikada sınıf mücadelesini yükselt.
Yaşasın 1 MAYIS
Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği
link: Gebze'den MT okuru bir metal işçisi, Rekabetin Gölgesinde 1 Mayıs, 4 Mayıs 2004, https://eski.marksist.net/node/317
Yaşasın 1 Mayıs!
Sanayi devrimi ile birlikte üretimde makine ve işçi kullanımı arttı. Kapitalist devrimlerle birlikte üretimde asıl rol işçi sınıfının oldu. Bu yıllarda işçi sınıfı ekonomik, sosyal ve siyasal haklardan mahrum durumdaydı. Günde 14-16 saat çalışıyor ve ancak karnını doyurmaya yetecek kadar bir ücret alıyordu. Seçme ve seçilme hakkından yoksundu. Sendikal birlikler kurmaları yasaklanıyor, gösteri ve eylemlerine izin verilmiyordu. Haftalık ve yıllık izinleri, hastalık ve kaza sigortaları vb. hiçbir hakları yoktu. Kısacası hiçbir insani haktan yararlanamıyorlardı.
Zamanla işçi sınıfı yaşadıklarından öğrendi, öğrendiklerinden dersler çıkardı. Kapitalizmi tanıdı. Makinaları kırmaktan vazgeçip, sendikalar kurmaya başladı. Kadını ve erkeğiyle birlikte, tek bir sınıf gibi davranmaya başladı. İşçiler birlikte davranmaya başlayınca kendilerine olan güvenleri arttı, güçleri arttı. Ekonomik ve siyasi durumlarını iyileştirmek için burjuvaziye karşı mücadele etmeye başladılar.
1 Mayıs ne zaman ortaya çıktı?
İlk 1 Mayıs düşüncesi 1856 yılında Avustralyalı işçilerden ortaya çıktı. Avustralyalı işçiler 8 saatlik işgünü için toplantılar, eğlenceler ve gösteriler düzenlediler.
1866 yılında Uluslararası İşçi Birliği (I. Enternasyonal) dünya işçilerine 8 saatlik işgünü için mücadele çağrısı yaptı. 1886 yılının 1 Mayısında Amerikanın her yerinde işçiler grevler, mitingler ve eylemler düzenlediler. 8 saatlik işgünü talebinde bulundular. Chicago’da 200 bin işçi iş bıraktı. 8 saatlik işgünü için birleştiler. Burjuvazi gösteriyi bomba atarak sabote etmeye çalıştı. Ardından 4 işçi önderini idam etti. Binlerce işçiyi işten attı, yüzlercesini kara listelere aldı.
Uluslararası İşçi Kongresi (II. Enternasyonal) 1889 yılında Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs’ı işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak ilan etti.
1 Mayıs’ın önemi nedir?
1 Mayıs göstermiştir ki, dünyada iki ana sınıf vardır. İşçiler ve kapitalistler. Kapitalist sınıf dünyanın her ülkesinde işçi sınıfının emek gücünü sömürerek zenginleşmektedir. İşçi sınıfı her ülkede karın tokluğuna, uzun saatler kapitalistler için çalışmaktadır. Kapitalist sınıfın bütün tarihi işçi sınıfının sömürüsü üzerine inşa edilmiştir.
1 Mayıs göstermiştir ki, işçiler birleşmeden, örgütlenmeden, bilinçlenmeden hiçbir hak elde edemezler. İşçiler kapitalizmi tanımadan, tarihte yaşadıklarını öğrenmeden, yarına hazırlanmadan hiçbir hak elde edemezler.
1 Mayıs göstermiştir ki, küresel sömürü düzeni olan kapitalizmi yok edecek tek sınıf, dünya işçi sınıfıdır. İşçi sınıfının kapitalizmi yıkmak için en önemli silahı ise diyalektik ve tarihsel materyalizmle, yani Marksizmle donanmış enternasyonalist komünist partisidir.
1 Mayıs niçin engelleniyor?
1 Mayıs dünyanın birçok ülkesinde resmi tatil günü. Türkiye’de ise normal çalışma günü. Bu ülkede 1 Mayıs’ın ancak şehir merkezlerinden, insanlardan uzak yerlerde kutlanılmasına izin veriliyor. O gün işe gitmeyen işçiler işten atılıyor. 1 Mayıs’ın tüm içi boşaltılarak bahar bayramına dönüştürülmesi için burjuvazi elinden gele çabayı gösteriyor. 1 Mayıs haftası televizyonlar sürekli “aman katılmayın” diye öğütlerde bulunuyorlar, ilgisiz çatışma görüntüleri yayınlıyorlar. Yine 1 Mayıs öncesinde meydanlarda, derneklerde, kitle örgütlerinde polis terörü estiriliyor.
Tüm bunlar niçin? Çünkü burjuvazi işçi sınıfından korkuyor. Burjuvazi biliyor ki birleşen işçileri hiçbir güç durduramaz. O nedenle elinden gelen her araca başvurarak kadın, erkek tüm işçilerin 1 Mayıs’a katılmasını engellemeye çalışıyor.
1 Mayıs’ta taleplerimiz ne olmalı?
İlk 1 Mayıs’ta işçilerin talebi 8 saatlik işgünü idi. Ancak bugün dünya işçilerinin ortak talepleri bunun çok ötesine geçmiş durumda. İhtiyacını duyduğumuz şey, ortak taleplerimiz için, sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir dünya için mücadele edeceğimiz uluslararası devrimci önderliktir.
Küresel Krizlerin Faturasını Patronlara Ödetelim!
Emperyalist Savaşlara Karşı Sınıf Savaşını Yükseltelim!
Kapitalist Sömürüye Karşı Sosyalist Mücadele Bayrağını Yükseltelim!
Özgürlük İşçiler Savaşırsa Gelecek!
Tensikatlara Karşı Birleşelim, Örgütlenelim!
Bütün İşsizlere İş, İşgünü Kısaltılsın!
Parasız Eğitim, Sağlık, Konut ve Ulaşım!
Örgütlüysek Her Şeyiz, Örgütsüzsek Hiçbir Şey!
Sendikana Üye Ol, Sahip Çık, Denetle!
Sendikal, Siyasal Tüm Yasakların Derhal Kaldırılması İçin Mücadeleye!
Kürt halkına ayrılma hakkı!
Kürtçeye tam özgürlük! Kürtlere anadillerinde eğitim hakkı!
Ulusal ayrıcalıklara ve tek bir resmi dil uygulamasına son!
Yaşasın Kürt, Türk ve Dünya İşçilerinin Birliği!
Filistin’e Özgürlük İşçilerle Gelecek!
Kapitalistlerin Birlikleri Değil, İşçilerin Sosyalist Birliği!
link: Kartal’dan bir MT okuru, Yaşasın 1 Mayıs!, 26 Nisan 2004, https://eski.marksist.net/node/1375
Gebze'de 1 Mayıs
Gebze Sendikalar Birliğinin düzenlemiş olduğu 1 Mayıs mitingi 16:45'te trafo meydanından yürüyüşle başlayıp 18:30'da Cumhuriyet meydanında bitti. Mitinge yaklaşık 8.000 kişi katıldı.
Mitinge, Petrol-İş, Eğitim-Sen, Teksif, Tez-Koop-İş, Kristal-İş, Çelik-İş, Birleşik Metal İş ve Genel İş'in yanı sıra çeşitli legal sol partiler de küçük kortejlerle katıldılar.
Miting için toplanma saati 16:30 olmasına rağmen vardiyadan 15:00'da çıkan işçiler 15:30 gibi trafo meydanında birikmeye başladılar. Yürüyüşün başlangıç noktası, güzergahı ve miting alanı saatler öncesinden polis tarafından çevrilmişti. Yürüyüşün başlamasından önce alana gelenlerde göze çarpan bir canlılık yoktu. Daha çok fabrikalardan gelen işçiler kendi aralarında kümeleşip dağınık bir şekilde duruyorlardı. Mitinge yaklaşık 1000 kişiyle en büyük katılımı sağlayan Birleşik-Metal işçileri Trafo meydanına yakın bir yerde toplanarak yürüyüşün başlama saati yaklaştığında kortejler halinde meydana girdiler. Burada yürüyüşün başlaması beklenirken Makine Takım İşçileri davullarla canlı bir biçimde yürüyüşün başlangıç noktasına geldiler.
Yürüyüşle birlikte kortejlerden de yavaş yavaş sloganlar yükselmeye başladı. Yürüyüş boyunca (çalışan biziz yöneten de biz olacağız; İş, ekmek, özgürlük; Yaşasın 1 Mayıs; Kölelik yasasına hayır; ABD Ortadoğu'dan defol; Birlik Mücadele Zafer; İşçilerin birliği sermayeyi yenecek; ABD Irak'tan elini çek; Irak'ta özgürlük işçilerle gelecek; Yaşasın sınıf mücadelesi; Susma sustukça sıra sana gelecek) gibi sloganlar sıkça atıldı. Sendika kortejlerinde sendika pankartları ve flamaları taşındı.
Kortejler alana ulaştıktan sonra mitingin başladığı anons edilerek mitinge katılan sendika genel merkez ve konfederasyon yöneticileri duyuruldu. İlk sözü alan Hak-İş genel başkanı Salim Uslu konuşmasında hükümete yüklendi ve ayrıca bugün sadece kalbimiz Gebze'de ve İstanbul'da değil aynı zamanda Bingöl'de atıyor diyerek depremde ölenleri andı.
Ardından konuşma yapan Gebze Sendikalar Birliği dönem sözcüsü Çelik-İş şube başkanı Şerafettin Koç, konuşmasına 1886'dan bu yana 1 Mayıs'larda mücadele ateşinin yandığını söyleyerek ve 1886'da idam edilen işçi önderlerinden August Spies'in "bizi asarak bu mücadeleyi engelleyebileceğinizi düşünüyorsanız asın, ancak yanılıyorsunuz, bizleri asarak sadece bir kıvılcım yok edebilirsiniz, ama içten içe her yanda yanan ateşi söndüremezsiniz, her an yeni kıvılcımlar çakılacaktır" şeklindeki sözlerini aktararak başladı. Koç, işçi sınıfının uluslararası bir sınıf olduğunu ve onun enternasyonal niteliğinin de en açık şekilde işçi sınıfının birlik, mücadele, dayanışma günü olan 1 Mayıs'ta somutlandığını belirtti.
Gebze'de 1 Mayıs bu yılla birlikte ikinci kez kutlanmasına rağmen geçen yıla göre katılımdaki düşüş açıkça göze çarpıyordu. Yine mitingin tamamına bakıldığında 1 Mayıs'ta olması gereken coşku yoktu. Alanda birçok kortejin bekleme süresi 15-20 dakikayı geçmedi. Saygı duruşunun "Mustafa Kemal ve arkadaşları, depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımız, iş kazalarında ölen işçi kardeşlerimiz (ve sonuna da utangaç bir biçimde) bu davada ölen işçi kardeşlerimiz için" anonsuyla yapılması da, sınıf hareketinin mevcut durumunu göstermesi bakımından ilginçti.
Bütün olarak bu mitinge baktığımızda 1 Mayıs'a yakışır bir coşkunun olmaması bizleri elbette ki umutsuzluğa, moral bozukluğuna itmemelidir. İşçi sınıfının örgütlülük düzeyi ortadayken, sınıfın öz örgütleri olan sendikaların durumu ortadayken, elbette sendika bürokrasisinden daha iyisini yapmasını beklememeliyiz.
Bugün devrimcilerin ve ileri işçilerin önünde ağır bir sorumluluğun olduğu ortadadır. 2000'lerden bu yana ağır bir krizin içerisinde bocalayan dünya kapitalizmi, son dönemde Afganistan ve Irak'ta iki bölgesel savaşı gündeme getirmiştir. Bunların yanı sıra Filistin'deki çatışmaları körüklemektedir. Şu da açık bir şekilde görülüyor ki kriz her geçen gün derinleşiyor ve emperyalist-kapitalist bloklar arasında her geçen gün hegemonya mücadelesi keskinleşiyor. ABD yeni savaşların sinyalini veriyor, Latin Amerika'da devrimci bir yükseliş var. Bütün dünyada savaş karşıtı gösterilere milyonlarca insan katıldı. Küreselleşme karşıtı gösterilerde, savaş karşıtı mitinglerde işçiler yavaş da olsa öne çıkmaya başladı. Elbette ki bu koşullar altında 1 Mayıs daha büyük bir önem kazanmıştır.
Bugün bir kez daha gördük ki işçi sınıfını mücadeleye sendika bürokrasisi çekmez, önderlik edemez. Bunun için biz devrimci Marksist işçiler, sendikaları yeniden işçi sınıfının mücadele örgütlerine haline getirmek için canla başla çalışmalıyız. Sendikaların bugünkü durumuna bakarak bu örgütlerden yüz çevirmek, geniş işçi kitlelerini sendika bürokrasisinin insafına terk etmek anlamına gelen koca bir yanlıştır. Tüm dünyada yavaş yavaş yükselmeye başlayan mücadele bir kez daha işçi sınıfının uluslararası örgütlülüğünün ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermiştir. Bizlere düşen görev işçi sınıfının uluslararası birliğinin ve onun komünist örgütlülüğünün güçlendirilmesidir. Bu perspektifle yarın 1 Mayıs'ların böyle geçmemesi için işe koyulmalıyız. Çünkü işçi sınıfı ya örgütlüdür ve her şeydir ya da örgütsüzdür ve hiçbir şey!
link: Gebze'den MT okuru metal işçileri, Gebze'de 1 Mayıs, 6 Mayıs 2003, https://eski.marksist.net/node/1259


