Savaş, Sağlık ve 1 Mayısımız!
Yan yana yazıldığında bile çelişkinin en çarpıcı halini yansıtan kelimeler savaş ve sağlık. Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşının gittikçe harlandığı, kapitalizmin tarihsel kriz içinde debelendiği günümüzde biz işçi ve emekçiler bu çelişkiyi çok daha yakıcı bir şekilde hissediyoruz. Savaşlar ne zaman biter? Sağlıklı bir toplum nasıl olur? İnsanlık nasıl bu hale nasıl geldi? Bu sorular her geçen gün sıklaşıyor zihinlerde.
Kapitalizmde sözde barış, savaşların arasındaki geçici dönemlerdir. Militarizm bu düzenin olmazsa olmazıdır. Sermayenin çözemediği her krizde her an kullanmaya hazır silahıdır savaş. Üstüne bu kan emici düzen, tıkanan ekonomiyi savaş ekonomisiyle, yıkıp yeniden inşayla aşmaya çalışır. Ve savaş bize acı, ölüm, göç getirirken, büyük tekellere yeni kârlar getirir. Kâr edemediğinde ekmek üretmeyip mermiyi üreten bu düzendir.
Biz sağlık emekçileri canlar kurtaralım istiyoruz, insanlar sağlıklı olsun istiyoruz. Dünyanın tüm işçileri yaşanılır bir dünya ve gelecek hayal ediyor. Onlar ise kârları için insanlığı savaşa ve yıkıma sürüklüyor. “Milli çıkarlar” diyorlar, “özgürlük ve demokrasi götüreceğiz” diyorlar. Savaşın en temel başlangıcı olan bu düzenden ne özgürlük ne demokrasi beklenebilir. Emperyalist güçler çıkardıkları savaşlarda sadece askeri hedefleri vurmakla kalmıyor, evleri, okulları, hastaneleri bombalıyorlar. Tanımını kendilerinin yaptığı “savaş suçlarını” yine kendileri işliyorlar. Emperyalist hedeflerine ulaşırken insanların bombalarla can vermesini, milyonlarca emekçinin evini terk etmesini zerre kadar umursamıyorlar. Bakıldığında herkese huzur veren gökyüzünün ve yıldızların yerini ardı ardına atılan füzeler kaplıyor. Bu yetmezmiş gibi; milyonların sağlığına ve canına kast etmeyi de bir savaş silahı olarak kullanıyorlar. Gıda ve tıbbi malzemelerin sevkiyatını bir savaş taktiği olarak engelleyerek de emekçileri açlığa ve sağlıksızlığa sürüklüyorlar. Ameliyat malzemelerini, anestezi maddelerini, ilaçları, aşıları, enjektörleri sınırdan geçirmiyorlar. Savaşlarda hastaneler ve sağlıkçılar bilhassa hedef alınıyor. Filistin’de yüzlerce sağlık emekçisi tedavi sunmak için çalıştıkları hastaneleri terk etmediklerinde İsrail devletinin zulmüne uğradılar, öldürüldüler. Yemen’de, Filistin’de ve dünyanın başka savaş bölgelerinde yüz binler açlıktan, soğuktan, kirli içme sularından hayatlarını kaybettiler. Kapitalist efendiler insan sağlığını, canını hiçe sayarken hiçbir hesap vermeyeceklerinden eminler, ama şimdilik.
Kardeşler, bu savaşlar bizim savaşımız değildir. Düşmanı uzakta aramayalım. “Savaşa hayır, ambargolara hayır, kirli ticarete hayır, krallara hayır” dediğimizde karşımıza kim dikiliyorsa odur düşmanımız. İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs ruhuyla tüm dünyada savaştan acı çeken, yüreği sınıf kardeşinin yanında atanlara selam olsun! İşte bu yüzden 1 Mayıs. Birliğimizi büyütmek için 1 Mayıs. Emperyalist ve haksız savaşlara son demek için, burjuvaziden hesap soracağımız günler için, işçi sınıfının doğayı ve hayatı sarsacağı saat için 1 Mayıs!
link: İstanbul’dan MT okuru sağlık emekçileri, Savaş, Sağlık ve 1 Mayısımız!, 23 Nisan 2026, https://eski.marksist.net/node/8758
Yok Sayarak Sorunlar Yok Olmuyor
Özellikle SSCB’nin dağılmasıyla birlikte burjuvazi şu ham hayali kitlelere empoze ediyordu: “Komünizm belâsı çöktü, toplumu barış ve refah dolu yıllar bekliyor.” Oysa denilenin aksine yaşanan ekonomik krizler ve emperyalist savaşlar kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gösterdi. Devrimci Marksistlerin her fırsatta dile getirdiği gerçekler, kapitalist sistemin savaşsız, krizsiz ve sömürüsüz olamayacağı gerçeğiydi. Ve tarih çok zaman geçmeden bu gerçekleri bir kez daha doğruladı.
Elif Çağlı 2007’de Çürüyen Kapitalizm adlı makalesinde şu gerçeğin altını çizmişti: “Kapitalizmin özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bizzat emperyalist ilişkiler temelinde aldığı yol, bu asalaklaşma ve çürüme olgusunu büsbütün derinleştirmiştir. Kapitalizm artık sermayenin işçi haklarına küresel ölçekteki saldırısı ve küresel savaşlarla birlikte seyrediyor. Küresel kapitalizm, en büyük üretici güç olan insanı ve doğayı küresel ölçekte yıkımlara sürüklüyor. Bu belirtiler, kapitalist üretim tarzının üretici güçlerin gelişimini ve dünyanın varlığını tehdit eden bir tarihsel tükenmişlik noktasına dayanmış olduğunun bir ifadesidir.”
Aradan geçen 20 yılda devrimci Marksizmin ışığıyla ileriye bakanların haklılığı çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı. Kapitalist sistem içine sürüklendiği tarihsel kriz sonucu milenyum dönemecinden bugüne toplumun bağrında derin yaralar açmıştır. Kapitalist sistemin yapısı gereği emek-sermaye çelişkisi derinleşmiştir. Topluma tam bir sefaleti yaşatan sermaye sahipleri, savaş ve ideolojik propaganda araçlarına muazzam kaynaklar aktarmaktadırlar. Dünyayı saran üçüncü emperyalist paylaşım savaşı, buna bağlı oluşan göç krizi, enerji krizi, gıda krizi…
Sistemin derinleşen kriziyle orantılı biçimde, sermaye sözcüleri çok yönlü olarak emek cephesine saldırmaktadır. Öyle ki bu saldırılar adeta örgütsüz kesimlerde bir sarhoşluk etkisi yaratıyor. Ki istenilen de budur. İşçi sınıfının öz örgütleri olan sendikalara, sosyalistlere, muhalif partilere, doğa savunucularına varıncaya kadar geniş bir kesim faşist rejimlerin baskısı ve saldırısı altındadır. Hektarlarca orman alanları maden şirketleri tarafından yağmaya açılmıştır. Karşı çıkan köylüler, rejimin değnekçileri ya da kolluk kuvvetleri tarafından bastırılmaya çalışılmak istenmektedir. Her şeye rağmen gerçekler ve umut direngendir. Zorbaca bir talan karşısında toplumun sessizliği bir yere kadardır. Rejimin dört bir koldan saldırıları karşısında bir taraftan öfke daha da doruk yaparken, diğer taraftan bu gidişatı değiştirme gücüne sahip olunmadığı düşüncesinin getirdiği moral bozukluğu derinleşmektedir. Örgütsüz kitleler, egemenlerin psikolojik bombardımanı karşısında üç maymunu oynamaya yönelebilmektedir. Yani bir tarafta kıyamet kopuyorken görmemek ve duymamak… Bir röportajda bir işçi şöyle diyor: “Haberleri izlemiyorum çünkü canımı sıkıyor”. Başka bir kişi, “elimizden bir şey gelmiyor ki neden fazladan kafa yorayım” derken, bir başkası “sosyal medyada komik içerikler daha çok ilgimi çekiyor” diyor. Yani aslında işin özeti, sermaye sınıfı, işçi sınıfını sersemletmiş durumda. Büyük propaganda araçları ve çarpıtmalarla kendi gerçeklerinden koparmış durumda.
Gerçekler her ne kadar canımızı sıksa da ne yazık ki onlar birer gerçek. Yani yürüyen emperyalist savaş bir gerçek, bu savaşta milyonlarca insanın hayallerinin yarım kaldığı bir gerçek, bu savaşın giderek yayıldığı gerçek… İşçi sınıfına tam anlamıyla sefaleti reva gördükleri bir gerçek… Bir tarafta sefalet derinleşirken, diğer tarafta arsız ve yüzsüzce büyüyen sermaye sınıfı gerçek...
Başka bir gerçek daha var: Yaşanan her sorun karşısında birlik olanların, mücadele edenlerin kazandığı da bir gerçek! Özellikle son bir yılda yaşanan birçok işçi eyleminin ve doğa savunucularının mücadelelerinin başarıyla bitmesi örnektir. Hayatın gerçekleri direngendir. Bir sorunu çözmek için kafa yoranlarla baştan savanlar arasında ne kadar büyük bir fark olduğu ortadadır. Kendi gerçeklerimizi yok sayarak gerçekler yok olmuyor. İşçi sınıfı önündeki birikmiş sorunları mücadele ile aşacaktır. Kapitalist sistemi tarihin çöplüğüne atacak olan işçi sınıfının örgütlü mücadelesi olacaktır. Bu 1 Mayıs’ta, topluma acı ve gözyaşından başka bir şey veremeyen kapitalist sistemi istemediğimizi haykırmak için yerimizi almalıyız.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!
link: İstanbul/Esenyurt’tan MT okuru bir metal işçisi, Yok Sayarak Sorunlar Yok Olmuyor, 22 Nisan 2026, https://eski.marksist.net/node/8756
Haydi 1 Mayıs’a!
İşçi sınıfımızın Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde uzun yıllar yasaklarla engellenmeye çalışıldı. Ancak 1970’lerde yükselen işçi hareketi ve sosyalistlerin kararlı mücadelesi, bu yasakları fiilen boşa düşürdü. 1976 yılında DİSK/Maden-İş’in önderliğinde yüz bini aşkın işçi Taksim Meydanını doldurarak 1 Mayıs’ı kitlesel bir şekilde kutladı. Egemenler o günden bu yana işçi sınıfının yükselen sesini kısmak için baskıya, yasaklara ve türlü kanlı tezgâhlara başvurdu. Ancak aradan geçen yarım yüzyıla rağmen ne korku politikaları ne de zor aygıtları, işçi sınıfının 1 Mayıs’ına sahip çıkmasının önüne geçebildi. Şu an içinden geçtiğimiz dönemde ise 1 Mayıs’a sahip çıkmak her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
1 Mayıs bizler için bir günden çok daha fazlasıdır. Dünyanın dört bir yanından, dili, dini, ırkı ne olursa olsun milyonlarca işçi ve emekçinin meydanlara aktığı gündür 1 Mayıs. O gün, kadını, erkeği, genci, yaşlısıyla tek bir sıkılı yumruğa dönüşen parmaklar gibi birleşiriz. Farklı coğrafyalarda olsak da aynı güneşin altında, aynı özlemle ve umutla aynı heyecanı paylaşırız. 1 Mayıs, emperyalist savaşın giderek yayıldığı günümüz koşullarında işçi sınıfının uluslararası kardeşlik ve dayanışma ruhudur. Faşist iktidarların yükseldiği, baskıların arttığı bir dönemde birliğimizden aldığımız güç ve cesarettir. Sınıfımızın büyüklüğünü görerek umudumuzu tazelediğimiz, kavganın ufuklarından mutlu bir yaşamın filizleneceğini haykırdığımız gündür 1 Mayıs.
1 Mayıs aynı zamanda işçi sınıfının savaşsız ve sömürüsüz bir dünya mücadelesinin simgesidir. Yaşadığımız dönemde kapitalist düzen, dünyanın neresinde olursa olsun işçi sınıfını ortak sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. İşte 1 Mayıs, bu ortak sorunlar karşısında işçi sınıfını birbirine bağlayan ve aynı mücadele hattında buluşturan gündür. Enternasyonal bir mücadele günü olarak bizlere dünyanın dört bir yanındaki işçilerin birlikteliğinin ve dayanışmasının gücünü hatırlatır.
Tarih bilincine sahip örgütlü gençler olarak biliyoruz ki, hiçbir karanlık ebedi değildir. 1 Mayıs’ın yaşayan ruhu bize bu karanlığın nasıl dağılacağını açıkça gösteriyor. Bizler de bu ruhu kuşanarak 2026 1 Mayıs’ında da meydanlarda olacağız. Daha fazla işçi ve emekçi kardeşimizi mücadelemizin saflarına katarak birliğe, mücadeleye ve dayanışmaya bizler de tüm gücümüzle ve enerjimizle katılacağız. Hep birlikte “Kapitalist düzeni yıkacağız, sınıfsız bir dünya kuracağız” diye haykıracağız! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Birliği, Dayanışması ve Mücadelesi!
link: Marksist Tutum okuru genç bir işçi, Haydi 1 Mayıs’a! , 20 Nisan 2026, https://eski.marksist.net/node/8754
Haydi Hep Birlikte 1 Mayıs’a!
2026 1 Mayıs’ına doğru ilerlediğimiz bugünlerde kendimize şu soruları sorarak başlayalım: Gençler, kadınlar, erkekler, çocuklar, işsizler ve iyi-kötü bir işi olanlar; topyekûn işçi sınıfının birer ferdi olarak neden 1 Mayıs’ta alanlara çıkıp itirazımızı yükseltmeliyiz? Bugün 1 Mayıs’ta alanlara çıkıp gür sesimizle haykırırsak hayatımızda ne değişir? Tersten; bunu yapmaz da evde yatarsak ne değişmez? Rahatsız olduğumuz bir sürü olayın girdabında sürüklenirken, tepkisiz bir şekilde oturmak çözüm getirir mi? Soruları daha da çoğaltabilirsiniz… Biz burada bırakıp devam edelim.
Kapitalizmin yıkılması ve yerine sosyalizmin kurulmasının gerekliliği, tarihsel bir gereklilik ve gerçeklik olarak bugün her zamankinden daha yakıcı biçimde hissediliyor. İçinden geçtiğimiz döneme kısa bir bakış bile bu yakıcılığı açıkça ortaya koymaya yeterlidir. Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşının derinleştiği, tarihsel sistem krizinin ve toplumsal çelişkilerin, çürümenin keskinleştiği böylesi bir süreçte, mücadelenin daha ileri taşınması ve kapitalizme karşı sınıf temelli bir perspektifle güçlü bir enternasyonalist mücadele hattının örülmesi hayati bir önem taşıyor. Kerterizi bu noktaya göre alınca, takvimde bir yaprak olmasının ötesinde, 1 Mayıs’ın önemi daha çıplak duruyor karşımızda.
Bu nedenle fabrikalarda, işyerlerinde, sendikalarda, kısacası hayatın her alanında mücadeleyi büyütmek, işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına sahip çıkmak ve bu kazanımları daha ileri bir noktaya taşımak bugün ertelenemez bir görevdir. Tam da bu noktadan hareketle yaklaşan 1 Mayıs, işçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak çok daha büyük bir anlam kazanmaktadır. 1 Mayıs’ın tarihsel mirasına sahip çıkmak, onu sadece bir anma ya da bayram günü olarak değil, uluslararası mücadele günü olarak kavramak ve bunu gerçekten içselleştirmek elzemdir. Çünkü 1 Mayıs yalnızca çalışma saatlerinin düşürülmesi mücadelesinin bir simgesi değil, aynı zamanda kapitalizme karşı yürütülen tarihsel mücadelenin ve gerekli mücadeleyi verince kazanım elde edilebileceğinin de güçlü bir sembolüdür.
Öte yandan, 1 Mayıs’ın temel kazanımlarından biri olan 8 saatlik işgünü kazanımı bile tarihsel süreç içerisinde gerilemiş durumda. Uzun ve esnek çalışma saati dayatması, güvencesiz ve ağır çalışma koşulları altında ay sonunu getirmeye, hayatta kalmaya çalışıyoruz. Burjuvazi, emeğimizi daha fazla sömürmenin türlü yollarını arayıp bularak adeta sırtımızda kırbaç şaklatıyor. Bu katmerli sömürü karşısında hakkımızı savunmak, bizden alınanı geri istemek ve almak, ayaklarımıza pranga vuranlara karşı birleşerek mücadele etmek zorundayız. İşte tam da bu noktada 1 Mayıs, bu taleplerimizi en güçlü şekilde dile getirmeye başlamak için bir fırsattır. 1 Mayıs’la mücadeleye atılmak ve sonra her gün, her saat, her dakika mücadeleyi büyütmek; çünkü biz her salise sömürülüyoruz.
Bugün dünya kapitalist sistemi üstesinden gelemeyeceği tarihsel bir krizle boğuşuyor. Emperyalist güçler arasındaki gerilimlerin artması, savaşın “bir daha orada savaş olmaz” denilen Avrupa kıtasını da içine alarak genişlemesi ve bunun sonucu olarak dünya işçi sınıfının ağır bedeller ödemesi bu krizin en somut göstergelerindendir. Farklı bölgelerde yürüyen savaşlar nedeniyle her gün binlerce insan hayatını kaybetmekte, milyonlarca insan yerinden edilmektedir. Bu tablo karşısında 1 Mayıs, Emperyalist Paylaşım Savaşına, burjuvazinin müsebbibi olduğu krize, dünyamızın uçuruma sürüklenmesine karşı sesimizi bir kez daha gür bir şekilde yükseltmenin günüdür.
Kapitalizm, kendi sonu yaklaştıkça hem çürüyor hem de toplumun her zerresini çürütüyor. İnsan ilişkilerini, toplumsal değerleri aşındırıyor. İşsizlik, güvencesizlik, yoksulluk ve geleceksizlik özellikle gençler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini nefessiz bırakıyor. Durum özetle böyleyken, bu dayatılan yaşam koşullarına karşı itirazımızı yükseltmenin, sesimizi ortaklaştırmanın, yumruklarımızı birlikte aynı amaç için kaldırmanın en anlamlı günlerinden biridir 1 Mayıs.
Özetle kapitalizm, hayatlarımızı yaşanamaz hale getirirken dünyamızı da bir uçuruma sürüklemektedir. Bu sistemdeki çürümenin boyutları her geçen gün daha da görünür hale gelmektedir. Buna son vermenin yolu ise kapitalizme ve onu ayakta tutmaya çalışan egemenlere karşı örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçmektedir. 1 Mayıs hem tarihsel anlamı hem de dünya işçi sınıfının acil ihtiyaçları ve talepleri açısından bu mücadelenin en önemli zeminlerinden biridir.
Bu nedenle 1 Mayıs’ta alanlarda, meydanlarda olalım. İşçi sınıfının saflarında, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla omuz omuza duralım. Birliğimizi, dayanışmamızı ve mücadele kararlılığımızı büyütelim. Eşit ve özgür bir dünya için hep birlikte 1 Mayıs’a! Aksini tercih edip atıl kalmayı seçmek demek, başta sorduğumuz soruları da hatırlayarak, çözümsüzlük içerisinde sürüklenip gitmek anlamına gelir.
Sözümüzü bir arkadaşımızın yazdığı ve “1 Mayıs’ta haykırmak istediğim öfkemi dizelere dökmeye çalıştım” dediği şiiriyle bitirelim. 1 Mayıs’ta alanlarda omuz omuza, yan yana durup haykırmak umuduyla, görüşmek üzere.
Neyi beklemeli?
Yetmezmiş gibi boynumuzun büküklüğü.
Neyi beklemeli?
Bıçak parçalamışken kemiklerimizi.
Neyi beklemeli daha?
Soluksuz kalmışken yüzlerimiz.
Kederden ve utançtan kuru bereketsiz toprak gibi çatlamışken yüzlerimiz
Neyi beklemeli daha canımın içi?
Neyi?
Yetmez mi ellerimize pranga,
Dilimize kelepçe vurulması?
Yetmez mi?
Çocuklarımızın gözünün içine bakamayışımız.
Artık yetmez mi?
İnim inim inleyişimiz,
Ve içilmesi kanlarımızın,
Her gün, her saat, her dakika,
Ve de bir ömür…
Yetmez mi?
Vampirlerin dişleri arasında can çekişmemiz.
Bitmedi mi
Damarlarımızdaki kan?
Silinmedi mi
Gözümüzdeki nur?
Çırılçıplak onurumuz…
Bitti kardeşim bitti!
Bitti canımın içi bitti!
Sen ister farkında ol ister olmadan geçip git bu dünyadan!
Bitti!
Ve artık zamanıdır haykırmanın: Artık yetti!
link: İstanbul’dan MT okuru bir grup işçi, Haydi Hep Birlikte 1 Mayıs’a!, 18 Nisan 2026, https://eski.marksist.net/node/8751
1 Mayıs’ın Gerçek Sahipleri Bir Gün Onu Geri Alacak
1 Mayıs Amerikan işçi sınıfının dünya işçi sınıfına tarihsel mirasıdır. Yaşadığımız topraklarda ise bu tarihsel miras 70’li yıllarda yükselen sınıf mücadelesinin etkisiyle Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde çok daha sembolik bir anlama büründü. Türkiye işçi sınıfı 60’lı yıllardan itibaren giderek yükselen sınıf mücadelesini 1976’da yüz binler olup Taksim Meydanına çıkarak taçlandırmıştı. 1977 1 Mayıs’ında yapılan katliam ise Taksim Meydanını işçi sınıfı için sembolik bir miting alanı haline getirdi.
1980 askeri faşist darbesinden sonra ne Türkiye eski Türkiye, ne de işçi sınıfı eski işçi sınıfı oldu. 60’lı ve 70’li yılların şanlı sınıf mücadeleleri unutturulduğu gibi, o yıllar işçi sınıfının zihnine kaos yılları olarak nakşedildi. Ne var ki 1 Mayıs işçi sınıfının meydanlara çıkarak taleplerini ve egemenlere karşı öfkesini dile getirdiği önemli bir mücadele günü olarak, inatçı bir gelenek olarak varlığını belli oranda korudu. Dünyanın çeşitli coğrafyalarının aksine Türkiye’nin sanayi kentlerinin yanı sıra küçük şehirlerinde dahi 1 Mayıs mitinglerinin organize ediliyor olması bunun bir göstergesidir.
İşçi sınıfının ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarının hayati derecede derinleştiği böylesi bir süreçte öfkesini, umudunu, enerjisini akıtabileceği, meydanlarda bir araya gelerek güç bulabileceği önemli bir gün 1 Mayıs. Ancak Türkiye işçi sınıfının kalbi olan İstanbul’da kitlesel ve birleşik bir miting organize etmek, işçi ve emekçileri, gençleri, kadınları meydanlarda bir araya getirmek için ter akıtmak yerine yıllardır sendika bürokratları ve küçük-burjuva sol tarafından alan tartışmalarına sıkıştırılıyor bu önemli mücadele günü. Bu sene ise geçmiş senelerden daha vahim olarak bir burjuva parti olan CHP ile el ele adeta 1 Mayıs sabote edilmiş oldu. İstanbul’da bırakalım birleşik ve kitlesel olmasını, bir miting dahi yapılmadı.
İşçi ve emekçilerin bir araya gelmesini ve örgütlenmesini her alanda engellemeye çalışan faşist rejim Taksim Meydanı yasağını sürdürüyor. Taksim Meydanı’nın tarihsel anlamının arkasına sığınarak işçi sınıfının mücadele günü 1 Mayıs’ı kendileri için bir şova dönüştürmek isteyen CHP ve başta DİSK olmak üzere sendika bürokratları bu yasağı aşacaklarını iddia ettiler. Evdeki hesap çarşıya uymayınca binlerce insanı polis saldırısıyla baş başa bırakarak buluşma noktasından kaçarak uzaklaştılar. Türkiye solunun büyük bir kısmı da olacakları öngörmesine rağmen çeşitli sebeplerle CHP’nin ve DİSK üst bürokrasisinin oynadığı oyunun peşinden sürüklenmeyi tercih etti. Sonuç olarak örgütlü işçi sınıfının kitlesi ve gücü olmadan, entrikalarla, hesap kitaplarla, küçük-burjuvaca kahramanlıkla girişilen sözde Taksim Meydanını geri alma girişimi bir kez daha fiyaskoyla sonuçlandı.
Sınıf devrimcileri olayları, durumları değerlendirirken en çok da sınıf mücadelesini nasıl etkileyeceğini, katkılarını ve zararlarını göz önünde bulundururlar. 1 Mayısların alan tartışmasına sıkıştırılmasının, kitlesel ve birleşik 1 Mayısların organize edilememesinin işçi sınıfının siyasetine en ufak bir faydasının olmadığı ortada. Tersine, unutturulamayan bu önemli mücadele gününün örgütsüz işçi ve emekçiler için burjuva medya tarafından marjinalleştirilmesine sebep oluyor bu tartışmalar ve yaşananlar. Halbuki 1 Mayıs ne sendika bürokratlarının, ne de küçük-burjuva solundur. 1 Mayıs dünya işçi sınıfının mücadele günüdür. Faşist rejimin barikatlarını yıkıp geçebilecek kudrete sahip olan da örgütlü işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı içinde sabırla çalışmadan, ter akıtmadan, işçi sınıfının bağımsız siyasetini yaratmadan, 1 Mayıs’ı ve Taksim Meydanını işçi sınıfının bir talebi haline getirmeden yasaklar, anti-demokratik uygulamalar aşılamaz.
Bizler işçi sınıfının bağımsız siyasetinden yana tutum alarak çalışıyoruz. Bıkmadan, usanmadan mücadele tarihimizi sebatla hayatına dokunduğumuz sınıf kardeşlerimize hatırlatarak, sabırla çalışarak yol alabileceğimizi biliyoruz. Faşist rejimin yasakları ancak bu kararlı mücadeleyle aşılabilir! 1 Mayıslar da, meydanlar da, dünyanın bütün zenginlikleri de ancak bu mücadeleyle gerçek sahibine, yani dünya işçi sınıfına ait olabilir.
link: İstanbul’dan MT okuru bir emekçi kadın, 1 Mayıs’ın Gerçek Sahipleri Bir Gün Onu Geri Alacak, 11 Mayıs 2024, https://eski.marksist.net/node/8260
İlk Adım
Tarih boyunca yazılmış sayısız roman, destan, şiir, bestelenmiş sayısız müzik, çizilmiş sayısız resim ve insan emeğinin ürünü olan her şey… Onları üreten insanların eyleme geçme fikri, yani o ilk adım olmasaydı nasıl ortaya çıkardı? Mesela Nâzım şiirleri için kalemi eline hiç almasa, Kapital Marx için kendi kafasındaki fikirlerden ibaret olarak kalsa ya da Amerikan işçi sınıfı 8 saatlik işgünü için meydanlara çıkıp o ilk adımı atmasa ve insan merakını, heyecanını yok sayıp, önyargılarını kıramayıp o ilk adımı atmasa muhtemelen dünyamız bugünkünden çok daha kötü bir halde olacaktı.
Önümüzde işçi sınıfının bir araya gelip taleplerini haykırması için yılın diğer 364 gününden farklı, paha biçilmez olan 1 Mayıs, yani işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü var. Faşist rejimin grevleri yasakladığı, greve çıkan insanlara polis şiddetiyle karşılık verdiği, ekonomik krizin tüm bedelinin işçi sınıfına ödetildiği şu günlerde işçi sınıfı olarak 1 Mayıs meydanlarına akın edip birlikte taleplerimizi haykırmalı, bu diktatörlüğe hep birlikte karşı koymalıyız. Fakat işyerinden, okuldan veya mahalleden insanları 1 Mayıs’a davet ettiğimizde veya bununla ilgili bir konu açtığımızda genel olarak insanların korkularıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Ömründe hiç 1 Mayıs’a katılmadığı için o insanın 1 Mayıs hakkındaki bilgisi, medyanın ona sunduklarıyla sınırlı kalıyor. Medya ise egemenlerin kontrolünde olduğundan 1 Mayıs’ı “olayların çıktığı” ve polisin eylem yapan insanlara saldırdığı bir gün olarak yansıtıyor. Kısacası medyada gösterilmek istenen gösteriliyor. İşte tam olarak burada bize büyük bir görev düşüyor: Korku ve önyargıyla sarmalanmış o insana doğru yolu gösterebilmek, o ilk adımı atmasını sağlayabilmek bizim için çok önemli.
İşte o ilk adımı atan kişi kendini büyük bir dayanışmanın ve sınıf mücadelesinin içinde buluyor. Yaşadığı sorunları o meydanda korkusuzca diğer işçi kardeşleriyle birlikte haykırıyor ve en önemlisi de örgütlü bir mücadelenin nasıl olduğunun farkına varıyor. İşte bu yüzdendir ki insanları 1 Mayıs’a davet ederken bir elinden siz tutun, gerekirse o ilk adımı birlikte atın ama yeter ki o adımı atın, attırın. Sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünya dileğiyle, hepinizin 1 Mayıs’ı kutlu olsun.
link: Gebze’den MT okuru bir işçi-öğrenci, İlk Adım , 29 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8252
Gelin Sesimizi 1 Mayıs Alanlarında Duyuralım!
Cumhurbaşkanının kabinesiyle yaptığı toplantı sonrası, işçilerin ve emekçilerin merakla beklediği açıklama, Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan tarafından yapıldı. Asgari ücrete ara zam yok! Emeklilere de ara zam yok, sadece enflasyon farkı var. Orta Vadeli Program (OVP) taviz verilmeden, işçiler ve emekliler için sert bir şekilde uygulanmaya devam ediliyor. Siyasi iktidar sandıktan çıkan seçim sonuçlarından güya ders aldığını söylediğinde kimileri bir yumuşama beklentisi içine girmişti, gelişmeler bunun böyle olmadığını ortaya koyuyor.
Dünya işçi sınıfının önderleri kapitalizmi anlatırken, verili durum değişse de değişmeyen tek şeyin sınıflar olduğunu tespit etmiş, bu sınıfların da birbiriyle mücadele içinde olduğunu ortaya koymuştur. Bir tarafta üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde bulunduran sermaye sınıfı, yani patronlar ve onların siyasi temsilcileri var. Diğer tarafta yaşamak için mücadele eden, karın tokluğuna çalıştırılan ve emeği çalınan işçi sınıfı var.
Bugün de Türkiye’ye baktığımızda sınıf mücadelesinin nasıl cereyan ettiğini görüyoruz. Ekonomik kriz sadece işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmış durumda. Başta Saray olmak üzere bakanlarından vekillerine kadar Hazine’nin muslukları onlar için sonuna kadar açılıyor. Ne diyorlar, itibardan tasarruf olmaz! Patronlar için teşvikler, ucuz ve hatta geri ödemesiz krediler veriliyor, vergi afları getiriliyor. O da yetmiyor bize ait İşsizlik Sigortası Fonu sözde istihdam projeleri adı altında yağmalanıyor. Ballı ihaleler, Kur Korumalı Mevduatlar ve daha neler neler... OVP programından şikâyetçi olan bir patron duydunuz mu? Kısacası iktidar ve sermaye sahipleri bir olup krizin faturasını işçi sınıfına ödetmek istiyor.
Kardeşler, olup bitenlere sessiz kalıp 2028’deki seçimleri mi bekleyeceğiz? İşçi sınıfının asıl kurtuluşu örgütlü mücadeleye katılmasıyla olacaktır. Önümüz 1 Mayıs, yani işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Bütün işçileri 1 Mayıs’a davet ediyorum. Ekonomik krizin faturasını ödememek için haydi işçi kardeşim, omuz omuza haykıralım. Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
link: İstanbul/Avcılar’dan bir emekçi, Gelin Sesimizi 1 Mayıs Alanlarında Duyuralım!, 29 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8251
Sermayenin Heveslerini Kursağında Bırakmak İçin Mücadeleye!
31 Mart seçimleri sürecinde, siyasi iktidarın akıllarda kalan söylemlerinden birisi de şuydu: “Oy yoksa hizmet de yok!” Baştan sona tehdit, şantaj, devletin bütün olanaklarını kullanma, emekçileri yapay temellerde kutuplaştırma... Tüm bunlara rağmen siyasi iktidarın 22 yıldır yalanından, kibrinden, tepedenliğinden bıkan kitleler bu defa tepkisini ortaya koydu. Ya sandığa gitmemeyi tercih etti ya da muhalefet partilerine oy verdi. Şüphesiz ki işçi sınıfının sorunları sandıkta çözülemez. Fakat aynı sorunlar hiçbir şey yapmadan, evde oturarak da çözülemez.
Her türlü dalavereye rağmen AKP’nin büyük hilelerle kapatılamayacak bir oy kaybına uğradığı bir gerçek. Dolayısıyla neredeyse her seçim sonrası büyük bir zafer sarhoşluğu yaşayan rejim sözcüleri, 31 Mart gecesi büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Bu durumu sindiremeyen rejim göz göre göre Van’da DEM Partinin kazandığı belediyeyi gasp etmeye çalıştı.
Öte yandan yerel seçimlerde belediyelerin önemli oranda muhalefet partilerine geçmesiyle birlikte, yıllara yayılan vurgunun tüm çıplaklığıyla ortaya saçıldığı görülüyor. Neredeyse bütün belediyeler yağmalanmış, kasaları tam takır olduğu gibi hepsi tam bir borç batağına sürüklenmiş. Görüyoruz ki bir taraftan lüks ve şatafattan, görgüsüzlükten, şımarıklıktan en ufak bir taviz vermeyen rejim unsurları, toplumun paralarını har vurup harman savurmaktan da imtina etmemiş.
Biz işçiler, emekçiler ağır çalışma koşullarında kazandığımız üç kuruşun en az yarısını vergi olarak ödüyoruz. Onlarsa paraya endeksli itibarlarından gram tasarruf etmiyorlar. Biz madenlerde, sanayide, rutubetli ortamlarda ömür tüketiyoruz. Onlarsa bizlerden gasp edilen paralarla günlerini gün ediyorlar. Kıt kanaat yaşayan işçi sınıfını utanmazca nankörlükle suçlayanlar, dünyanın en güzide yerlerinde lüks içinde yaşıyorlar. Sermaye sahiplerine, iktidar yandaşlarına sular seller gibi akan kaynak, sıra işçilere, emeklilere gelince birden buhar olup uçuyor. Dolayısıyla ay sonunu getiremeyen işçilere gelince Çalışma Bakanının açıklaması “işçi ve emeklilere ara zam düşünmüyoruz” şeklinde oluyor. Tabii bu zatı muhteremlere sormak lazım; kimin parasını kime vermiyorsunuz? Neredeyse hemen her gün her şeye zam gelirken işçilere ve emeklilere yılda iki defa komik düzeylerde yapılan zamları da bir lütuf mu sanıyorsunuz?
Keyfi bir şekilde kalem hileleriyle, enflasyon yalanlarıyla zaten kuşa çevrilen ücretlerimiz ayın sonunu görmeden eriyip gidiyor. İşçi kardeşler, sermaye temsilcileri krizin ağır faturasını bize ödetmektedirler. Bir taraftan dünya zenginler listesine yeni zenginler eklenirken, diğer taraftan biz işçilerin boğazındaki lokmalara göz dikilmiştir. Boşaltılan Hazine’nin, belediye kasalarının biz işçilere fatura edilmesine izin vermemeliyiz.
Bizler sermayenin saldırılarına örgütlü bir şekilde karşı durup geri püskürtmezsek yeni saldırılar çorap söküğü gibi gelecektir. İşte bu nedenle hak gasplarına karşı işçi sınıfı olarak 1 Mayıs alanlarında yerimizi almalıyız. Sermayenin saldırılarına karşı ortak taleplerimizi haykırmalı, krizin faturasının işçilere değil patronlara kesilmesini dayatmalıyız. Kıdem tazminatı hakkımız, sendikalaşma hakkımız gibi kazanılmış haklarımızı koruyabilmek için, saldırıları püskürtüp sermayenin heveslerini kursağında bırakmak için harekete geçmeliyiz.
link: İstanbul/Avcılar’dan bir metal işçisi, Sermayenin Heveslerini Kursağında Bırakmak İçin Mücadeleye!, 27 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8249
Okurlarımızdan: Yaşasın 1 Mayıs!
Emperyalist Savaşa Karşı Sınıf Savaşını Yükseltelim!
Ankara’dan MT okuru işçiler
Emperyalist güçlerin hegemonya kapışması dünyamızı adeta bir ateş topuna çeviriyor. Ukrayna’dan Gazze’ye savaş ateşi harlanmaya devam ediyor. İsrail’in Gazze saldırıları altıncı ayına girerken bu saldırılarda çoğunluğu çocuk ve kadın 33 bin Filistinli hayatını kaybetti. Evinden yurdundan edilen 2 milyon insan ağır saldırılar altında yaşama tutunmaya çalışıyor. Burjuva egemenler zalim savaşlarını haklı çıkarmak, dünya halklarının barış ve kardeşlik arzusunu susturmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Geçmişten bugüne halkların, emekçilerin arasına düşmanlık ve nefret tohumları ekiyorlar.
Savaş topların, bombaların patlamaya başladığı andan çok önce başlar. Yıllar boyunca milliyetçilik ve ırkçılıkla zehirlenen kitleler savaşa böyle ikna ediliyorlar. Ama onların her türlü çabalarına karşın dünyanın tüm emekçileri, ezilenleri kardeştir. Bu yüzden İtalya’dan Japonya’ya, İngiltere’den Türkiye’ye, Amerika’dan İsrail’e dünya işçileri savaşı protesto ediyor, “Filistin’e Özgürlük” sloganlarıyla meydanlara çıkıyor. Yılmadan, usanmadan “savaşa hayır” diye haykırıyorlar. Egemenler bu dayanışmayı boğmak için Filistinli emekçilerle dayanışma eylemlerine, savaş karşıtı gösterilere saldırıyor, barış sesini boğmak istiyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu seli durduramıyorlar. Dünya işçi sınıfı dostlarına kardeşlik elini uzatmaktan vazgeçmiyor. İşte 1 Mayıs bu seli daha da güçlendireceğimiz gündür.
1 Mayıs “Emperyalist Savaşlara Hayır!” diyen sesimizin en güçlü çıkacağı gündür. Geçmişten bugüne işçi sınıfının mücadelesinin sönmeyen ateşini temsil eden 1 Mayıs, barış ve özgürlük mücadelemizin en görkemli temsilidir.1 Mayıs dünya işçi sınıfının talepleri ve sloganlarıyla alanları doldurduğu bir mücadele günüdür. Dünya işçilerinin, ezilen halkların tüm özlem ve hayalleri 1 Mayıs’ta coşkuyla yankılanır. Dünyamızı cehenneme çeviren kapitalist zorbalığa karşı 1 Mayıs’ta barış ve özgürlük talebimizi daha da yükseğe çıkartalım. Her ulustan egemenlerin, emperyalist savaştan çıkarları olanların karşısına örgütlü işçi sınıfı olarak dikilelim. Emperyalist savaşa karşı sınıf savaşını yükseltelim! Sınıfsız, savaşsız, eşit ve özgür bir dünya için haykıralım:
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği!
Yürüyelim!
Adana’dan MT okuru işçiler
Kapitalizm 21. yüzyılda, onu savunan tüm burjuva yazar ve çizerlerin hayalini kurduğu bir yükselişi ve refahı getirmedi. Tam aksine, kapitalizm bugün çok daha derin bir sistem krizi içinde debelenip duruyor. Bu sistemsel kriz kapitalizmi bir çıkışsızlıkla karşı karşıya getirmiş durumda. Bu çıkışsızlık kendini emperyalist savaşlarla da tarih sahnesine sürmüş bulunuyor. Artan işsizlik, gelecek kaygısı, savaşlarla yok olan insanlar… Bu barbarlık değil de nedir? Kapitalist sistem içinde kalarak, insanlığın bir geleceği yok. Daha çok kan, daha çok yıkım ve gözyaşları. Dünyamız bugün bunları yaşıyor.
Biz işçilerin kapitalist sömürü ve yıkıma karşı mücadele etmekten başka bir çıkış, bir kurtuluş yolu bulunmuyor. Bu 1 Mayıs’ta da milyonlar sokaklara akacak. Kapitalizme ve savaşlara karşı öfkelerini haykıracaklar. Yani umut var. Umudumuz var. Umut örgütlü işçi sınıfının kapitalizme karşı uluslararası mücadelesinde. Bu mücadelemiz biz işçileri dünyanın her yerinde sınıf kardeşlerimizle yan yana getiriyor. Sınıf kardeşlerimizle omuz omuza bu ortak mücadelenin ateşini büyütelim. Daha kararlı adımlarla çoğalarak kendi kurtuluşumuza yürüyelim!
Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadelesi!
Yaşasın 1 Mayıs!
Bıjı Yek Gulan
Kahrolsun Emperyalist ve Haksız Savaşlar!
Yaşasın Sosyalizm!
Haykıracağız Bir Ağızdan!
Sefaköy’den bir eğitim işçisi
Adına sınıflar savaşı denen savaşın içine doğan kuşaklarız. Bu savaşı biz başlatmadık ama bir gün mutlaka bu savaşı kazanacağız. Buna inancımız tam! Bizler ya da bizim yolumuzdan gelenler, bu savaşın galipleri olacaktır. Bugün için düşman çok acımasız ve çok örgütlü. Nicelerimizi türlü şekillerde aldı aramızdan. Hayat tüm çelişkileriyle devam ediyor. Mücadelemiz de sürmekte ve sürecek.
1 Mayıs düşmana korku, dostlara güven veren bir gündür bizim için. Düşmanımız dünyanın bugünkü tüm egemenleri yani burjuvazi, dostlar ise dünya işçi sınıfı. Farklı milletlerden, dillerden, dinlerden dünyanın tüm mülksüzleri. Düşmanlar korksunlar, mezarlarını kazıyoruz gece gündüz! Bizden çaldıklarının hesabını soracağız bir bir! Dostlar görsünler, duysunlar meydanlarda bizi… Dünyanın bütün meydanlarında olacağız o gün ve haykıracağız hep bir ağızdan özgürlük türkülerimizi…
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
link: okurlarımızdan, Okurlarımızdan: Yaşasın 1 Mayıs!, 24 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8247
1 Mayıs: Bir Günden Çok Daha Fazlası!
Dünyanın çarklarını döndüren işçileri makinenin bir parçasından ibaret gören, uzun ve yorucu mesai saatleri boyunca enerjisini dibine kadar sömüren bu vahşi düzen değişebilir mi? Emek veren, üreten, yaşamın tüm zenginliklerini var eden dünya üzerindeki yüz milyonlarca işçinin maruz kaldığı çalışma koşulları düzelebilir mi? İşte bu soruların cevabını Avustralya’dan Amerika’ya, Fransa’dan İngiltere’ye talepleri etrafında birleşen, örgütlenen ve mücadele eden işçiler 1886 yılında tarihe altın harflerle kazıyarak verdiler. Tarihe “1 Mayıs” diye yazdılar! Gerçekten de günümüzden 138 yıl önce 1 Mayıs 1886’da mücadeleye girişen yüz binlerce işçinin 8 saatlik işgünü mücadelesi, örgütlü işçilerin ne denli büyük bir gücü olduğunu dosta düşmana göstermiştir. Bu nedenle sınıfımızın şanlı Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs bir günden çok daha fazlasıdır bizler için.
İşçi sınıfının gençliği olarak heyecanla, coşkuyla meydanlara aktığımız gündür 1 Mayıs. O gün ellerimiz bizleri birbirimizle rekabete sokmaya çalışan patronlar için çalışmaz, tarihsel bir mücadele bayrağını en yükseklerde dalgalandırmak için hep birlikte çalışırız! Bizleri yapay kutuplaştırmalarla bölmek isteyen egemenlere karşı savaşsız ve sömürüsüz bir dünya mücadelemizi bütün renklerimizle haykırırız. Kapitalist düzenin egemenleri bu şanlı günü tarihsel anlamından koparıp içini boşaltmaya çalışsalar da sosyalist bir dünya mücadelesi demektir 1 Mayıs bizler için.
Türkiye tarihindeki en büyük yoksullaşmanın yaşandığı, çalışma saatlerinin uzadığı ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaştığı bir dönemde karşılıyoruz 1 Mayıs’ı. Fakat tabii ki bugünlere bir anda gelmedik… Kapitalist egemenler 1980 dönemecinden itibaren ücretlerinin düşürülmesi, sosyal haklarının yontulması için işçi sınıfına sistematik olarak saldırmaya başladılar. Bugüne kadar gelinen süreçte emeklilik hakkımızdan sosyal güvenceye varan çeşitli kazanımlarımızı tırpanlayıp bizleri yoksulluğa mahkûm ettiler. Fabrikalarda, hizmet sektöründe çalışan işçiler olarak kredi kartları olmadan bir sonraki ayı getiremez olduk…
Türkiye işçi sınıfı olarak henüz güçlü bir sınıf hareketine sahip olamadığımız için bu ve benzeri saldırıların hesabını soramıyoruz. Çünkü ekonomik ve sosyal saldırılara eşlik eden ideolojik saldırılar örgütsüz olan işçi ve emekçileri böldü, ayrıştırdı. Günümüzde sermayenin temsilcisi siyasi iktidar milliyetçi ideolojisini daha da köpürterek topluma şırınga ediyor. Bu iklimde göçmenlere yönelik ırkçı yaklaşımların önü alınamıyor. Ucuz işgücü kaynağı olarak sömürülen göçmen işçiler topluma ekonomik sorunların kaynağıymış gibi gösteriliyor. Ne yazık ki örgütsüz olduğu için sınıf bilinci olmayan işçilerin büyük çoğunluğu da bu yalanlara inanabiliyor.
Bütün bu ideolojik ve ekonomik saldırılara rağmen tarihsel bilince sahip olan sınıf bilinçli işçiler olarak biliyoruz ki hiçbir karanlık ebedi değildir! Ancak bu koşulları değiştirecek güç de yine bizden başkası değildir. 1 Mayıs’ın yaşayan ruhu bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini açıkça gösteriyor. Egemenlerin yalan bombardımanına karşı sınıf cephesini örmek, yaşamın tüm zenginliklerini üreten işçiler olarak birleşmek ve dayanışma içinde olmak zorundayız.
Önümüz 1 Mayıs… Örgütlü mücadeleyi seçmiş genç işçiler olarak etrafımızdaki insanları da bu bilinçle 1 Mayıs’ta meydanlara taşıyacağız. 1 Mayıs’ın ruhuna yakışır şekilde çalışmaktan, kortejimize yeni insanları katmaktan geri durmayalım!
link: Gebze’den genç bir işçi, 1 Mayıs: Bir Günden Çok Daha Fazlası!, 22 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8245
Haydi, 1 Mayıs’a!
İnsanlık kapitalizmin esareti altında her yeni güne yıkımlarla uyanıyor. Yayılarak devam eden Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı, açlık, artan kitlesel işsizlik, iklim krizi, alınmayan önlemlerle gelen seller, yangınlar, kuraklıklar, depremler, milyonların göç yollarında heba olan yaşamları ve dahası, dahası… Kapitalizm işçi sınıfına cehennemi yaşatmaktan geri durmuyor, durmayacak!
Geçtiğimiz yıl bölgemizde yaşanan deprem de kapitalizmin insanlık için nasıl bir felâket olduğunu yeniden göstermiş bulunmakta. Yıllar boyunca yapılan uyarılara, kapitalizmin doyumsuz kâr hırsı yüzünden kulak asılmadı ve hiçbir önlem alınmadığı gibi yıkımın boyutlarını büyütecek politikalar hayata geçirildi. Göz göre göre emekçilerin yaşamı karartıldı. Deprem sırasında ve sonrasında yapılanlar ise bu tavrı daha net somutlayıp işçi sınıfının yaşamının egemenler için ne denli önemsiz olduğunu yeniden kanıtladı. Tek derdi daha fazla kâr olan burjuvazi depremi yeni bir rant kapısı olarak değerlendirdi.
Ama bize başka şeyleri de gösterdi 6 Şubat depremleri. Dayanışmayı yeşertmek, emekçilerin acılarını yüreğinde hissedip elindeki avucundakini depremzedelerle paylaşmak için didinen milyonlarca işçi var. Hem de dünyanın dört bir tarafında. Bir yanda doğal bir afeti emekçiler için büyük bir felâkete dönüştüren kapitalistler durumu kendileri için fırsata çevirmek için avuçlarını ovuştururken, diğer yanda birbirinin dilini bile bilmeyen işçiler dayanışmayı örgütleme telaşındaydı.
Bu vesileyle bir kez daha gördük ki işçi sınıfının dostu yine işçi sınıfıdır!
Gördük ki örgütlülük hayat kurtarır!
Gördük ki dayanışma için seferber olanlar sosyalist örgütler ve gönüllü emekçilerdi!
Gördük ki çeşitli ülkelerden gelen işçi ekipleri vs. ile işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışması elzemdir!
Önümüz 1 Mayıs dostlar. İşçi sınıfı olarak bizler örgütlü oldukça ve örgütlü kaldıkça mücadelemizi her yerde büyütüp yol alırız. İşçi sınıfı olarak kapitalizmi yeryüzünden silip dünyayı cennete çevirmek bizim ellerimizde. Sınıfların olmadığı, savaşların olmadığı, özgür ve bolluk dolu bir dünyayı kurmak bizim ellerimizde! Bu 1 Mayıs’ta da tüm dünyada işçiler meydanlarda olacak. Sen de durma haydi, 1 Mayıs’a!
link: Mersin’den bir grup işçi, Haydi, 1 Mayıs’a!, 19 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8243
Tek Başına Kurtuluş Yok, Haydi 1 Mayıs’a!
Bugün ekonomik kriz, işsizlik kırbacı tüm dünya işçi sınıfını bunaltıyor. Kâr amaçlı yapılan dünya paylaşım savaşı sadece yayıldığı bölgedeki emekçileri yakmakla kalmıyor, tüm burjuva devletlerin ordularını büyütmesi, savaş bütçelerini arttırmasıyla dünya işçi sınıfının ekmeğinden aşından eksiltiyor. Yayılan savaş üretim ve ulaştırma zincirini etkileyerek fiyatların yükselmesine yol açıyor. Yükseltilen faşizm, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı işçi sınıfını kör ederek kendi sınıfsal ihtiyaçlarını gözetmesine ve bir sınıf olarak sömürücülerine karşı birleşmesine engel oluyor. Dünya emekçileri Filistin, Ukrayna, Suriye gibi cepheler üzerinden bile kutuplaştırılmaya, kör edilmeye çalışılıyor. Halkların tarafında olmak seçeneği değil bir devletin ya da diğer bir otoritenin tarafında olmak seçenekleri dayatılıyor.
Dünyadaki ekonomik kriz koşullarına Türkiye özelinde egemen sınıfın pervasız yağma ve sömürüsü de eklendiğinde geçim koşulları daha da ağırlaşıyor. Totaliter rejim altında siyasal baskılar işçi sınıfını felçleştirmiş durumda ve baskılara karşı yeterli direnç gösterilemiyor. Rejimin sadece işçi sınıfına değil toplumdaki tüm mücadele mevzilerine saldırmasının egemenlere asıl faydası tam da bu. Felçleşmiş, kabuğuna sinmiş bir işçi sınıfı ve daha rahat sömürü.
Biz sağlık emekçileri de bu süreçten payımıza düşeni alıyoruz: Fazla mesailer ve sağlıksız çalışma koşulları, vardiyalı çalışan ebeveynler için kreş ve gündüz bakımevi krizi, sağlıksız yemekler ve dinlenme ortamlarının eksikliği, düşük ücretler ve geçim zorluğu ile boğuşuyoruz. Barınmaya, yeterli gıdaya, eğitime ulaşım bizler için de sorundur. Üstelik nitelikli sağlık hizmetine ulaşmak sağlık emekçileri için bile krize dönüşmüş durumda. Öyle ki sağlık çalışanı arkadaşlarımız kendi çalıştığı hastanede değil özel hastanede hastalığına çare aramak zorunda kalıyor.
Özel hastane kapasiteleri kat kat artarken devlet kurumlarında randevu bulunamaz hale geldi. Bazı tetkiklere aylar sonrasına, bazı ameliyatlara ve diş tedavilerine yıllar sonrasına randevu veriliyor. Koruyucu sağlık hizmetlerine gerekli önem verilmiyor. Kanser teşhisi konup tetkikler tamamlanana kadar aylar yıllar geçiyor, kanser ilerliyor. Sağlık hizmet sunumundaki sorunlar ve eksiklikleri “içeriden” baktığımızda apaçık görüyoruz ve biz sağlıkçılar bunu çalışma sahalarımızda gündem ediyoruz. Sağlık alanındaki sorunlar sadece çalışanların sorunu değildir. Dolayısıyla sağlık hizmeti alan emekçilerin de sağlık alanındaki sorunlara karşı mücadele etmesinin önemini gündemimize alıyoruz.
Ayrıca çevre katliamı, suyumuzun, gıdamızın zehirlenmesi, hemen hepsi önlenebilir iş kazaları, iş cinayetleri, meslek hastalıkları bu sistemin günahları arasında. Ülkenin uyuşturucu tacirlerinin cenneti konumuna gelmesi halk sağlığının ayrı bir boyutunu oluşturuyor. En yıkıcı halk sağlığı sorunlarından biri olan savaş büyüyerek yeni bölgelere ilerliyor.
Peki ne yapmalıyız? Bu abluka nasıl dağıtılır? Biz biliyoruz ki sorunlarımızın köklü bir şekilde çözülmesi için kapitalist özel mülkiyetin son bulması, üretim sürecinin yönetiminin ve denetiminin üretenlerin eline geçmesi gerekir. İşçi sınıfının örgütlülüğünü bu bilinçle yükseltmek, sendikalaşmak ve var olan sınıf örgütlerini güçlendirmek gerekiyor. Toplumun üzerindeki baskıların her türlüsüne karşı çıkmak, işçilerin kendi sorunlarının yanı sıra tüm toplumsal sorunlar konusunda politika geliştirmesini ve birlikte davranmasını sağlamak gerekiyor. Emekçilerin kendilerini doğrudan ilgilendiren sorunların yanı sıra, Filistin soykırımı, çevre sorunları gibi duyarlı oldukları diğer konularda da onları aktif mücadele alanına çekmeye çalışmalı, çözüme yürüyüşün bir parçası olmalarını sağlamalıyız. 1 Mayıs gibi mücadele alanlarına dostlarımıza davetimizi örgütlemeliyiz. İşçi sınıfının içinde yürütülen sabırlı çalışmalar totaliter rejimin ablukasında gedikler açacaktır.
Enternasyonalizm bayrağı işçi sınıfı için vazgeçilmezdir. Dil, din, ırk, milliyet, sosyal statü ayrımı gözetmeksizin sağlık hizmetini herkese vermeye adanmış sağlık emekçilerine aslında bunu anlatmak kolaydır. Toplum sağlığı söz konusu olunca Türkiyeli sağlıkçı ayrı, Amerikalı, Yunanlı vb. sağlıkçı ayrı düşünmez. Sağlık için gereken neyse onu gözetir, gözetmelidir. Bu doğrultuda sağlıkçı kendi devletini “milletini” kayırmaz, taraf tutmaz. Aslında bu insanî olandır da aynı zamanda.
Öte yandan bir coğrafyadaki işçilerin hakları ilerler veya gerilerse diğer coğrafyalardakilerinki de aynı yönde ilerler veya geriler. Bu nedenle işçi sınıfı doğal olarak enternasyonal bir mücadele vermelidir. Biz toplumcu sağlık emekçileri sınıf mücadelesini tam da böyle kavrıyoruz. Sağlık emekçilerinin orta sınıf serbest emekçi unsurları eriyip gitti ve hekimler de dâhil olmak üzere sağlık çalışanları büyük oranda ücretli işçi olmuş durumdadır. Bu durumda sağlık işçilerinin de kaderi dünya işçi sınıfının kaderiyle ortaktır. Ama asıl olarak tüm toplumu tehdit eden küresel bir ekonomik düzen varken tüm toplum kenetlenmelidir. Tüm toplumu kurtuluş hedefinde kenetleyecek güç ise dünya işçi sınıfından başkası değildir.
Önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs, bütün dünya işçi sınıfını ve emekçileri alanlarda birleştiren büyük bir gün. Miting alanını, sendikaların, politik örgütlerin, demokratik kitle örgütlerinin kortejlerini gören her bir arkadaşımız sınıfın potansiyelini de görecek, neler yapabileceğimize inancı artacak, olasılıkla kendi çevresinde mücadelenin bir parçası olacak ve belli bir dönüşüm geçirecektir. 1 Mayısa katılalım, çevremizdeki tüm emekçileri katalım. Sınıf bilinçli, enternasyonalist, toplumcu sağlık emekçileri olarak bizler tüm sağlık emekçilerini ve sınıf kardeşlerimizi mücadele alanlarına davet ediyoruz. Yanında kaç kişi getiriyorsun diye soruyoruz. Tek başına kurtuluş yok. Savaş tamtamları çalarken, savaş alevleri Türkiye’ye sıçrıyorken örgütlenmekten başka çözüm yok. Haydi, 1 Mayısa!
link: İstanbul’dan MT okuru sağlık emekçileri, Tek Başına Kurtuluş Yok, Haydi 1 Mayıs’a!, 16 Nisan 2024, https://eski.marksist.net/node/8240
Dünyaya Barış İşçilerle Gelecek
Burjuvazinin tüm dünyada saldırıları o boyutta ki, işçi sınıfının 200 yıllık mücadele tarihinin tüm kazanımları birer birer elinden alınıyor. Ekonomik kriz, yoksullaşma, açlık, işsizlik, yüz milyonları bulan göçmenler, ekolojik kriz ve aslında bu sorunlarla doğrudan bağlantılı olan 3. Dünya Savaşı, içinden geçtiğimiz dönemin kısa bir özeti. Egemenler Ukrayna’da alevlenen cepheyle beraber savaşın şiddetini arttırarak işçilerin, emekçilerin zihinlerine saldırıyor ve kitleleri savaşa hazırlıyor. Tıpkı 1. ve 2. Dünya Savaşlarında yaptıkları gibi. Savaş yoluyla kendi yarattıkları krizi aşmak istiyorlar ve kitleleri de bu savaşa ikna etmeye çalışıyorlar. Yalanlarına kanmayan, ikna olmayan, emperyalist savaşa karşı çıkan, demokratik ve ekonomik hakları için mücadele eden, bunun için örgütlenen işçiler olduğundaysa burjuva diktatörlüğün üzerindeki demokrasi şalı kalkıyor. Egemenler hak arayan işçilere sopa göstermekten geri durmuyor.
Artık insanlık için hiçbir olumlu gelecek vaat etmeyen kapitalist sistemin efendileri işçi sınıfının en ufak bir talebine dahi tahammül edemiyorlar. Bu da işçilerin siyasete ilgisini arttırıyor ama işçiler örgütsüz olduklarında yolları yine burjuvazinin oyunlarıyla kesiliyor. Fakat örgütlü olduklarında işin renginin değiştiğinin epeyce örneği var tarihimizde. Mesela bu sene 136. yıldönümünü kutlayacağımız şanlı 1 Mayıs’ımız. 8 saatlik işgünü talebi etrafında bir araya gelmiş işçilerin yıllar süren, ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya yayılan mücadelesi kazanımla sonuçlanmakla kalmadı. Yıllar içinde tüm dünya işçileri tarafından sahiplenilen ve her yıl kutlanılan bir mücadele günü ortaya çıktı. 1 Mayıs geleneği bize işçi sınıfının tüm dünyada çıkarları ve talepleri ortak, enternasyonal bir sınıf olduğunu ve doğru örgütlenme ile başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını gösteriyor.
Bugün Yunanistan ve İtalya’da gördüğümüz üzere limanlarda gemilere silah yüklemeyi reddeden işçiler, emperyalistlerin savaşına ortak olmayacaklarını ilan ediyorlar. Dili, dini, ırkı ne olursa olsun diğer emekçilerin ölümüne yol açacak, hayatlarını karartacak silahları yüklemeyi reddediyorlar. Hangi milletten olursa olsun, saçının, gözünün rengine, inancına bakmadan göçmen emekçilere kucaklarını açanlar yine emekçilerdir. İşte bu tutum 1 Mayıs ruhunun devamı, bir parçasıdır.
Dün 1 Mayıs alanlarında çakılan kıvılcımın bugün tüm dünyada kapitalist sistemi kökünden yıkacak bir yangına dönüştürülmesi için en uygun zamanlardan birindeyiz. Bize bu umudu veren tek başına nesnel koşulların olgunluğu değildir. Aynı zamanda işçi sınıfının enternasyonalist devrimci örgütünü yaratma çabasını büyütmemizdir. Ne mutlu ki dünya işçi sınıfının kutup yıldızı enternasyonalist mücadelenin içerisinde yeni bir dünyayı kuracağımıza olan inancımızı büyütüyoruz. Ne mutlu ki nice kutup yıldızları bu mücadelenin içinde ışıyor ve ışımaya devam edecek.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın İşçi Sınıfının Enternasyonal Mücadelesi!
link: Ankara’dan MT okurları, Dünyaya Barış İşçilerle Gelecek, 20 Nisan 2022, https://eski.marksist.net/node/7624
Dayanışma Ruhuyla 1 Mayıs Alanlarına!
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı…” der Nâzım usta. İçinde yaşadığımız kahrolası düzen iyileşmek bir tarafa gün geçtikçe kötüleşiyor. Ekonomik krizin büyümesiyle artan işsizlik, büyüyen yoksulluk, gasp edilen haklarımız, kadın cinayetlerinin artması, doğanın talanı, yayılmaya devam eden emperyalist savaş ve buna bağlı göçler, açlık, ölüm… Bu düzenin işçi sınıfına reva gördüğü yaşam işte bu! Bizler tabii ki böyle bir yaşamı kabul etmiyoruz.
Pek çoğu tırpanlanan haklarımızın hiçbiri bizlere gökten zembille inmemiştir. Bizler geçmiş uluslararası işçi kuşaklarının kıran kırana mücadelesiyle kazandığı haklara sahibiz. Ve bu hakları koruyup büyütebilmek de bütünüyle işçi sınıfının kararlılığına ve mücadeleye atılmasına bağlıdır. Nitekim 1 Mayıs da işçi sınıfının anlı şanlı mücadelesiyle kazanılmış bir gündür. Ve bu yüzden anlamı biz işçiler için büyüktür.
Son yıllarda pandemi bahane edilerek alanlara çıkmamız engellenmeye çalışıldı. Meydanlarda gür sesle haykırıp dayanışmamızı büyütmemiz engellendi. Umut ediyoruz ki bu 1 Mayıs’ı birlik ve dayanışmayla meydanlara akarak kutlayacağız. İyi olana, güzel olana dair ne varsa avuçlarımızın arasından toz olup uçmaması, birlikte, bir arada, kararlı olmamıza örgütlülüğümüze bağlıdır. Bizimkisi kaderine teslim olmayanların süregelen hikâyesidir. Mücadelemiz taşı delen çınar ağaçları gibi köklüdür ve onun kadar dirayetli, uzun soluklu olmalıdır!
Yaşasın Dünya İşçi Sınıfının Şanlı 1 Mayıs’ı!
link: Mersin’den Marksist Tutum okuru genç işçiler, Dayanışma Ruhuyla 1 Mayıs Alanlarına!, 15 Nisan 2022, https://eski.marksist.net/node/7620
O Ateşi Asla Söndüremeyecekler!
Uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, 8 saatlik işgünü mücadelesinin sembolüdür. Avrupa ve Amerika’da 1800’lü yıllar, çalışma koşullarının ve iş saatlerinin insanlık dışı, sömürünün dizginsiz olduğu, işçi sınıfının iliklerine kadar sömürüldüğü korkunç yıllardı. Özellikle kadın ve çocuk işçilerin hayatları günde 16 saate varan çalışma süreleriyle ellerinden alınıyordu. Bu kadar fazla çalışmalarına rağmen paylarına ancak bir baraka, bir kuru ekmek düşüyordu. Bu gidişata dur demek ve daha iyi koşullarda çalışmak için işçiler “8 saat iş, 8 saat uyku, 8 saat canımız ne isterse” diyerek grevler örgütlediler. Özetle, 1 Mayıs’ın doğuşuna zemin hazırlayan şey bu dizginsiz sömürü ve onun karşısında duran mücadeleci işçilerdi. Çünkü bir yerde sömürü varsa orada sömürüye başkaldıranlar da mutlaka vardır. Bu nedenle 1 Mayıs tüm dünyada sömürüye karşı işçi sınıfının özgürlük mücadelesinin bir sembolü olmuştur.
Ekonomik krizin, haksız savaşların, çıkışsızlığın ve gelecek kaygısının artık arşa ulaştığı bu süreçte mücadelenin sembol günlerinden biri olan 1 Mayıs’a işçi sınıfı gençliği olarak sahip çıkıyoruz. İçinden geçtiğimiz bu karanlık dönemde birliğin, mücadelenin ve dayanışmanın önemi daha da hayati bir hal almış durumdadır. Özellikle gençliğin mücadeleye atılması ve kapitalizme karşı işçi sınıfı saflarında mücadele etmesi yitip gitmemek için çok önemlidir. Kapitalizmin gelmiş olduğu çürümüşlük aşamasında gençliğin başka bir çıkış yolu yoktur.
Kapitalist sistemin efendileri, gençliğin sınıf mücadelesinden uzak durması, yaratılan mücadele geleneklerinden bihaber olması, geçmişi unutması için türlü oyunlar tezgâhlarlar. Gençliği, bireysel kurtuluşun mümkün olduğuna, çabalarlarsa iyi bir hayatın onları beklediği yalanına inandırırlar ve oyalarlar. Çünkü sömürücü egemenler bilirler gençlerin safını ve sınıfını bildiğinde neler olduğunu. Onları tarihin çöp tenekesine yollayacak olan işçi sınıfının nasıl da daha güçlü olacağını bilirler. Tam da bu yüzden gençliği mücadele geleneğinden uzak tutmanın türlü yollarını arar dururlar. Marksist Tutumcu gençler olarak düşmanımızı, kapitalizmi iyi tanıyoruz ve önümüzde deniz feneri gibi ışıldayan bir mücadele kılavuzumuz var.
“Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurada burada veya orada, arkanızda ve önünüzde, her yerde alevler yükselecek. Bu gizli bir ateştir. Bunu asla söndüremezsiniz” diye haykırıyordu mahkeme salonunda işçi önderi August Spies. Bizler de bugün bu karanlık dönemde aynı inançla yürüyoruz. Bizler, 1886’da yakılan o gizli ateşi, 1 Mayıs geleneğini bugün devralan gençleriz ve o ateş bu karanlığı dağıtana, yarınlarımızı aydınlığa kavuşturana kadar mücadelemiz sürecek. Yineliyoruz! Bu ateşi asla söndüremeyecekler!
Yaşasın 1 Mayıs!
link: İstanbul’dan Marksist Tutumcu gençler, O Ateşi Asla Söndüremeyecekler!, 15 Nisan 2022, https://eski.marksist.net/node/7619


